Anayasa Paneli Mardin

                Print      Add Favorite

Creator: host   5/5/2010 2:09:53 PM         Views: 345    0    0  

 Türkiye’deki Demokratikleşme Hareketleri ve Yeni Anayasa Arayışı

Yrd. Doç. Dr. Cüneyt Yüksel

AK Parti Mardin Milletvekili

AK Parti Siyasi ve Hukuki İşler Başkan Yardımcısı 

Türkiye’nin Yeni Anayasa Arayışı: Felsefe, Yöntem, İçerik

MARDİN ARTUKLU ÜNİVERSİTESİ

30 OCAK 2010

Seçkin Konuklar, Bayanlar ve Baylar,

 

Öncelikle Türkiye için oldukça büyük önem arz eden Yeni Anayasa arayışının konu edildiği bu Panele ev sahipliği yapmaktan büyük mutluluk duyduğumuzu belirtmek isterim. Siz sevgili konuklarımızın huzurunda Panel konuşmacılarımız, saygıdeğer hocalarımıza değerli bilgi ve görüşlerini bizlerle paylaştıkları için bir kez daha teşekkür ederim. Panel konuşmamda Türkiye’deki Demokratikleşme Hareketleri ve Yeni Anayasa Arayışı başlıklı konuya değineceğim.

Bugünün dünyasında demokrasi, başta ekonomik kalkınma olmak üzere her alanda ilerleme ve gelişmenin temel zemini haline gelmiştir. Türkiye, güçlü ekonomisini ve itibarlı dış politikasını, son 7,5 yıldır demokratikleşme alanında attığı adımlar üzerine inşa etmiştir. Ülkemiz bu reformlar sayesinde ekonomide tarihi başarılar elde etmiş, dış politikada saygın bir konuma yükselmiş, sosyal yaşam farklı bir mecrada ilerler olmuştur. Tüm bu ilerlemelerin temelinde demokrasi ve özgürlükler alanında atılan adımlar vardır.

Bizler biliyoruz ki hiçbir reform, demokratikleşme reformlarıyla eş güdümlü olarak sürdürülmedikçe başarıya kavuşamaz. Türkiye ne kadar demokratikleşirse, demokrasi standartlarını ne kadar yükseltirse, o kadar güçlü bir ülke haline gelecektir. Ülkemizde son yıllarda temel hak ve özgürlükleri, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, azınlıkların korunması ve saygı görmesi hususlarındaki düzenlemeleri güçlendiren ve güvence altına alan kapsamlı yasal reformlar gerçekleşmiştir.

Bu bağlamda, düşünce, ifade ve basın özgürlükleri genişletilmiştir. Kültürel zenginliğin ve hakların güvence altına alınmasına, farklı dil ve lehçelerde öğrenim ve yayın hakkının kullanılmasına yönelik, düzenlemeler yapılmıştır. İnsan hakları alanında Devlet ile sivil toplum arasında güçlü diyalog platformu olan İnsan Hakları Danışma Kurulu faaliyete geçmiştir. Özellikle insan haklarının korunmasıyla ilgili pek çok uluslar arası sözleşme iç hukukumuza alınmıştır.

Yegane gayemiz, vatandaşlarımızın onurlu, vakur, güvenlik içinde ve özgürce yaşamasını sağlamaktır. En önemli konulardan birisi de temel hak ve özgürlüklerin devletçe garanti altına alındığı, kişilerin kendilerini demokratik ve özgür bir ortamda gerçekleştirebilmelerinin sağlanmasıdır. Çünkü demokrasi mümkün olan bütün değerleri insana sağlama çabasıdır. Demokrasi bireysel özgürlüğün sahasını genişletir. Demokrasi özgürlük konusunda eşitlik ister. Amaç insana kendi kişisel tercihleri çerçevesinde özgürce yaşayabileceği refah dolu bir ortam sağlamak olmalıdır. Yeni demokratik açılım sürecinin amacı tam da budur. Yıllardır çözülemeyen, çözümü için çaba sarf edilmeyen meselelerin cesaretle çözümünü hedefliyoruz. “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi”, başta terör meselesi olmak üzere, tüm etnik grupların, mezhep gruplarının, azınlık gruplarının meselelerini ve ekonomik sorunları ele almayı, bu sorun alanlarında iyileştirmeler yapmayı ve sorunları en aza indirmeyi gaye ediniyor. Biz bu projeyle eşitlik mücadelesi veriyoruz.

Amacımız hiçbir ayrım yapılmadan bütün vatandaşlarımızın hukuk önünde eşit olduğu ve hakkını arayabildiği mekanizmaların kurulması, mevcut mekanizmaların güçlendirilmesidir. Bakınız Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nun kurulmasını öngören tasarı TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Kurum kamu kurumlarındaki insan hakları ihlallerini izleyerek doğrudan savcılığa suç duyurusu yapma yetkisine sahip olacak. Bu bağlamda Birleşmiş Milletler ve bölgesel insan hakları kuruluşlarıyla işbirliği yapmak, insan hakları alanındaki sorunlar, gelişmeler ile kamu kurumlarının bu alandaki performanslarını değerlendiren yıllık raporlar hazırlamak da Kurum’un görevleri arasında yer alacaktır.

Amacı yurdun her köşesinde, birini diğerine ötekileştirmeden, ayrıştırmadan, barış içinde, milli birlik ve beraberlik içinde yaşayan yarınlar yetiştirmek olan son derece medeni bir projenin başka yerlere çekilmeye çalışması oldukça ön yargılı bir çabadır. Milli birlik ve kardeşlik projesine en çok da kendilerini medeni olarak niteleyen bazı kesimlerin karşı çıkması aslında çok ironik. Oysa medeniyet her güzel ve doğru şeye; pozitif düşünceye, hakkaniyete, sürekli ve kararlı bir yurttaşlık bilincine, demokrasiye, insanlığın refah dolu yarınlarına, umuda, kardeşliğe ve sevginin gücüne olan inançtır. Biraz önce bahsettiğim tüm demokratik adımlarımız gibi bu proje de böyle medeni bir düşünceden ortaya çıkmıştır.

Türkiye, temel hak ve özgürlüklerin daha iyi gözetildiği, kişisel tercihlere daha fazla saygı duyulduğu, Avrupa Birliği’ne tam üyelik yolunda ilerleyen örnek bir demokrasi olmak istiyorsa vesayetçi 1982 Anayasası’nda önemli değişikler yapmaya mecburdur. 7,5 senedir kararlılıkla sürdürdüğümüz tüm reformlara rağmen ülkemizde bir demokrasi ve Anayasa sorunu olduğunu hep dile getirdik ve pek çok sorun da mevcut Anayasa’daki temel hak ve özgürlükler ve yargı sistemindeki sorunlar ve Anayasa’nın vesayetçi yapısından kaynaklanmaktadır. Aslında en iyisi yeni bir sivil Anayasa’yı ülkemize kazandırmak ancak Türkiye’nin bu konuda kaybedecek zamanı kalmamıştır. Dolayısıyla en iyi çözüm AK Parti önderliğinde kapsamlı bir Anayasa paketi gündeme getirip bunu uzlaşmayla kabul etmektir.

Türkiye’nin siyasal gelişiminin kendine özgü çizgisinin sonucu olarak; Türkiye Cumhuriyetinin hiçbir Anayasası, milletin hür iradesiyle seçtiği ve gerçek temsilcilerinden oluşan meclisler tarafından bir tartışma ve uzlaşma sürecinin ürünü olarak kabul edilmemiştir. Bu durum anayasalar bakımından meşruluk sorunları yaratmış ne 24 ne de 61 Anayasaları uzun ömürlü olamamıştır. 1982 Anayasası ise yapıldığı günden beri ciddi eleştirilere konu olmuştur. Nitekim 1995 ve 2001 senelerinde değişikliklere uğramış olmakla beraber Anayasa’ya hakim olan otoriter ve devletçi felsefenin izleri hala bulunmaktadır. 1982 Anayasası özünde bireyi devletin üstün otoritesi karşısında korumaktan çok, devleti bireyin anayasal hürriyetleri karşısında korumaya odaklanmıştır.

Hâlbuki çağdaş bir demokraside Anayasa’nın amacı devlet otoritesini sınırlandırarak bireyin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve bunların gelişimine fırsat yaratmaktır. Dolayısıyla daha çağdaş değerleri yansıtan, Türkiye’nin önünü tıkamayan, kurumlar arası dengeleri iyi koyan ve bizatihi kendisi sorun olmayan bir Anayasa değişiklik paketini ülkemize armağan etmek zorunluluk haline gelmiştir. Diğer yandan Anayasa’da yapılacak değişiklikler ülkemizin AB’ye tam üyelik ile ilgili taahhütleri ile de örtüşmektedir. Zira en son açıklanan ilerleme raporu dahil bütün AB ilerleme raporlarında yargı reformunun gerekliliği, olumlu ayrımcılık, siyasi partilerin kapatılmasının zorlaştırılması gibi konularda acil değişiklik yapılmasının altı çizilmiştir.

Son zamanlarda bazı kesimler tarafından Anayasa hermenötiğinde (yorumunda) yeri olmayacak şekilde TBMM’nin (tali) kurucu iktidar olma yetkisi olmadığına dair oldukça ilginç değerlendirmeler yapılmaktadır. Şunu belirtmek gerekir ki Anayasa’yı değiştirme yani (tali) kurucu iktidar yetkisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinindir. Bu yetki, başka bir organ ve kişiye devredilemez. Milletvekillerinin Anayasa’yı değiştirme tekliflerindeki ve değişiklik oylamasındaki iradelerini, Anayasa Mahkememiz dahil, hiçbir yargı organı askıya alamaz, erteleyemez, şarta bağlayamaz ve ehliyetsiz göremez. Meclis’teki diğer bütün parti mensupları gibi AK Parti mensuplarının da Anayasa Değişikliği Teklifi hazırlayıp bunu Meclis’in onayına sunabilir.

Genel olarak demokratik bir anayasa yapım surecine ilişkin üç temel ilkeden bahsedebiliriz. Uzlaşma, kamuya açıklık ve makul zamanlama. Kapsamlı bir uzlaşmacı anlayış sadece belli bir kesimin bakış açısının yansıtılmasını da büyük ölçüde engelleyecektir. Bu bağlamda AK Parti paketi diğer partilere sunarak ve uzlaşma arayarak demokratik anayasa yapım ilkelerine uygun davranma niyetindedir. Muhalefet partilerinin konuya ilişkin uzlaşmaya kapalı bir tavır sergilemeleri ve belirsizlik, süreci zorlaştıracak; ancak iktidarın şevkini de kırmayacaktır.

Dünya değişti, felsefe, bilim ve teknoloji gelişti, yeni sorunlar ve yeni şartlar oluştu fakat bazı bakış açıları ve bazı engelleyici çabalar hiç değişmedi. Bakınız Türkiye artık 30 yıl öncesinin Türkiyesi değil! Artık temel ihtiyaçların yerini ideoloji ve demagoji ile doldurmak mümkün değil. Dolayısıyla muhalefet partilerinin de uzlaşmaya yanaşmayan tavırlarını bir kenara bırakıp ülkemizin demokratikleşmesi yolunda bu çabalara destek vermesi gerekmektedir.

Gördüğünüz üzere, Türkiye’de sorun, demokratik bir Anayasa’nın sadece içeriğini tartışmaktan daha derin bir farkındalığı gerektiriyor. Ben buna, “Türkiye toplumunun Anayasası” diyorum. Bu terimle kastettiğim, kapsamlı Anayasa değişikliğinin Türkiye toplumunun temel değerleri ve ilkeleriyle uyumlu, Rousseau’nun deyimiyle “genel iradeyi” yansıtan bir Anayasa olması gerektiği. Anayasa sosyal durumu şekillendirmediği, sosyal durum anayasal gelişmeleri şekillendirdiği için, doğru anayasa, toplumun kalbine ve aklına hitap etmelidir. Böyle bir Anayasa, tarihin, kültürün, toplumsal tecrübenin ve isteklerin yansımasıdır.

Peki, ne yapılmalı ve kapsamlı Anayasa değişiklik paketinde özetle hangi konular çözüme kavuşturulmalı? Öncelikle toplumun olabildiğince geniş kesimini sürece dahil etmek ve toplumsal mutabakatı sağlamak için anayasa yapımcıları, yaptıkları ve uyguladıklarının vatandaşların hayatını etkileyeceğinin farkında oldukları mesajını topluma vermelidirler.

Türkiye’de süreci şekillendirecek temel unsurlar iki kavramda toplanabilir. Saydamlık ve kapsamlı uzlaşma. Anayasa’da kapsamlı değişiklikler yapmak ve başarıyla uygulamak ve bu süreci saydamlık ve uzlaşma içinde sürdürmek, hem Türk toplumunun temel değerlerini ve beklentilerini karşılayacak hem de uluslararası hukukun genel ilkelerini göz ardı etmeyecektir. Çağdaş medeni dünyada ‘mutabakat’, bilimsel adıyla “toplumsal sözleşme” bugün çoğunlukla yazılıdır ve bu yazılı metinlere de ‘anayasa’ denmektedir. Oysa dışlayıcı, ayrımcı, çatışmacı zihniyetin devamını uzlaşma diye dayatan kesimler bulunmakta. Uzlaşmayı kirleten zihniyete prim vermeden, çağdaş değerler etrafında uzlaşmalı ve uzlaşmanın sadece ve sadece demokrasi üzerinde olabileceğini hatırlamalıyız. Bunun dışında yapılacak hiçbir şey uzlaşma olamaz.

Anayasa reformunun odaklandığı konuları iki temel başlık altında toplayabiliriz. Bunlardan ilki temel hak ve hürriyetler, ikincisi hukuk devleti ve yargı. Temel hak ve hürriyetler konusunda benimsenen felsefe şu olmalıdır; Temel hak ve hürriyetlerin korunması kural, sınırlama ise istisnadır. Bu prensiplerden hareketle temel hak ve özgürlükler, başkalarının haklarına saygı ödevinin bir gereği olarak başkalarının haklarını korumak için sınırlandırılabilir. Diğer yandan yapılan değişikliklerle bu alanda iç hukukumuzun milletlerarası insan hakları sözleşmeleri ve özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile uyumlaştırılması süreci hızlandırılmalıdır.

Hukuk devleti ve yargı alanında da özellikle hukuk devleti ilkesini güçlendiren düzenlemelere yer verilmelidir. Yargı ile ilgili bölümlerde ise yargının bağımsızlığı yanında tarafsızlığı da vurgulanmalıdır. Bunu yaparken de Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun ve Anayasa Mahkemesi’nin üyelik sistemleri ve yapılarıyla ilgili de çağdaş örnekler göz önünde bulundurularak değişiklik yapılmalıdır. Diğer yandan yargı denetimi üzerindeki kısıtlamalar kaldırılmalıdır.

Bu noktada son zamanlarda kamuoyunda oldukça tartışılan bir meselenin de altını çizmek istiyorum. Biliyorsunuz Anayasa Mahkemesi askere sivil yargı yolunu açan düzenlemeyi geçenlerde iptal etti. İptal gerekçesi olarak da Anayasa’nın 145’inci maddesindeki askerlikle ilgili kavramların oldukça açık oluşu belirtildi. Oysa çağdaş ülkelerdeki uygulamalar göz önüne alındığında askerlerin sadece görevleri ile ilgili suçlar için askeri mahkemelerde yargılandığı diğer suçlar için sivil vatandaşlarla eşit şartlarda sivil mahkemelerde yargılandığı görülmektedir. Dolayısıyla askeri mahkemeler ve disiplin mahkemelerinin asker kişilerin askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri askeri suçlara ait davalara bakmakla yükümlü olduğu düzenlenmelidir. Diğer yandan Yüksek Askeri Şura kararlarının yargı denetimine açılması gerekliliği ortadadır.

AB ilerleme raporlarında sıkça altı çizilen ve bir dönem ülkemizde kurulması tartışılan ombudsmanlık (kamu denetçiliği) kurumunun da Anayasa’da yapılacak bir düzenlemeyle kurulması vatandaşların anayasal haklarının garanti altına alınması açısından önem arz etmektedir.

Bir diğer önemli sorun ise siyasi partilerin kapatılmasıdır. Siyasi partilerin demokratik hayatın vazgeçilmez unsuru olduğunu düşünürsek her açılan kapatma davasında demokrasinin altının oyulduğunu söyleyebiliriz. Biliyorsunuz ülkemiz adeta siyasi partiler mezarlığı haline gelmiştir. AK Parti hakkında açılan parti kapatma davasından tutun da en son kapatılan partiye kadar Cumhuriyet tarihinde onlarca parti kapatma davasına rastlanabilir. Siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştıracak hükümler Anayasa’da yer almalıdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre, siyasi partiler demokrasinin layıkıyla işleyebilmesi için hayati bir rol oynayan örgütlerdir. Mahkemeye göre partilere yönelik her müdahale, kaçınılmaz olarak hem örgütlenme özgürlüğünü hem de sonuçta demokrasiyi etkileyecektir. (TBKP/Türkiye, par.25, 31). Dolayısıyla, bir siyasi partinin kapatılması, ancak fevkalade ciddi durumlarda başvurulabilecek son derece ağır bir yaptırımdır. (Sosyalist Parti/Türkiye, par.51; ÖZDEP/Türkiye, par.45). Batılı demokrasilerdeki siyasi partilerin yasaklanması konusundaki uygulamada da bu evrensel standartlara uygun hareket edilmiştir. Nitekim Avrupa’da 1950’lerden bugüne kadarki süreçte sadece üç siyasi parti kapatılmıştır. Bunlardan ikisi, Avrupa’nın yaşadığı totaliter diktatörlüklerin etkisiyle Federal Almanya’da verilmiş kapatma kararlarıdır. Avrupa’da daha sonraki dönemde kapatılan yegane parti ise İspanya’daki Herri Batasuna Partisidir. Bu parti 2003 yılında ayrılıkçı terör örgütü ETA ile organik bağının bulunduğu gerekçesiyle kapatılmıştır.

Siyasi partilerin kapatılması konusundaki evrensel standartların, insan haklarına saygılı ve demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye açısından da geçerli olması gerektiğinde kuşku yoktur. 1961 Anayasası’nın yürürlüğe girdiği tarihten bu yana Anayasa Mahkemesi tarafından yirmi beş siyasi parti kapatılmıştır. Bu sayıya askeri müdahaleler döneminde kapatılan siyasi partiler dâhil değildir. Kapatılan parti sayısı itibariyle Türkiye, çağdaş demokrasilerde kırılması imkansız bir rekorun sahibidir. Türkiye uygulamasının evrensel standartlara uymadığının en açık göstergesi, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen siyasi parti kapatma kararlarının biri hariç tamamının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Sözleşme’nin ihlali olarak kabul edilmiş olmasıdır.

Demokrasinin sekteye uğramaması için parti kapatmalar ağırlaştırılmalıdır. Bu noktada Venedik Komisyonu ilkelerinin göz önünde bulundurulması gereklidir. Venedik Komisyonu ilkelerinin siyasi partiler için son derece güvenceli bir koruma sistemi getirdiği, sadece şiddeti benimseyen siyasi partilerin kapatılabileceğine cevaz verdiği gerçeği görmezlikten gelinmemelidir.

Şunun altının çizilmesi gerekir ki demokrasi standardının en önemli göstergelerinden biri anayasadır. Anayasa bir toplumun kendi devletinden beklentileridir, siyasi ve hukuki değerlendirmesidir. Unutmayınız ki Cumhuriyet ve demokrasi, binlerce yıllık tarihimiz içerisinde elde ettiğimiz kazançların en önemlilerindendir. Güzel ülkemizin gelecek nesillerine müreffeh yarınlar sunabilmek için cesur adımlar atmaya mecburuz. AK Parti olarak bizler ülkemizi daha da ileriye taşımak için demokrasi reformlarında kararlı olacağız ve kapsamlı bir Anayasa değişiklik paketi için çalışmakla beraber Anayasamızın dolayısıyla da demokrasimizin güçlendirilmesi konusunda sağlam duruşumuzu devam ettireceğiz. Çünkü bir ülkeye yapılacak en büyük iyilik, iyi yasalar yapmaktan geçer.

Burada bulunarak Türkiye'nin umut ve hayallerine sahip çıktığınızı bilmenin mutluluğunu yaşıyorum. Ayrıca Bin yıllık tarihinde yedi dilin konuşulduğu, yedi kültürün yaşandığı, yedi ayrı dinin harmanlandığı kültürler kavşağı olan memleketim Mardin’de bu Paneli gerçekleştirmenin ayrıca haklı gururunu taşıdığımı belirtmek isterim. Panele katıldığınız için hepinize teşekkürlerimi sunarım.

Sayın Konuklar,

Sayın Konuklar,

Sayın Konuklar,

Sayın Konuklar,

Sayın Konuklar,

Sayın Konuklar,

Tags:

Rating People: 0   Average Rating:     
Related Articles
CÜNEYT YÜKSEL ETİK ARENA KONUŞMASI(7/14/2010) Eğitim Paneli Konuşması(5/5/2010)