Günlük Basın Raporu

Tanıtım ve Medya Başkanlığı
 
 
27 Temmuz 2010 Salı
 
GÜNLÜK BASIN RAPORU
 
 
 
G Ü N D E M
27 TEMMUZ 2010 SALI
 
1- İngiltere Başbakanı David Cameron Ankara'da…
 - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İngiltere Başbakanı David Cameron'u, Başbakanlık Merkez Bina'da resmi törenle karşılayacak, iki lider daha sonra ortak basın toplantısı düzenleyecek. (Saat: 11.00)
2- TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Türkiye'nin Zagrep Büyükelçisi Burak Özügergin ile Dosteli Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Seçer'i ayrı ayrı kabul edecek.
(Saat: 10.30/12.00)
3- Türkmenistan Bakanlar Kurulu Başkan Yardımcısı Hocamuhammed Muhammedov Ankara'da…
- Başbakan Erdoğan, Muhammedov'u Başbakanlık Merkez Bina'da kabul edecek (Saat: 15.00)
- Devlet Bakanı Zafer Çağlayan ile makamında görüşecek olan konuk bakan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ile Ankara Sanayi Odası (ASO) ve Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından ASO'da düzenlenen Türkmenistan bilgilendirme toplantısına katılacak. (Saat: 10.00/ 12.30)
-Türkiye-Türkmenistan Hükümetlerarası Ekonomik Komisyonunu toplantısı, konuk bakan ile Enerji Bakanı Yıldız'ın eş başkanlığında yapılacak. (Saat: 11.00)
4- Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, veda ziyaretlerinde bulunan ABD Büyükelçisi James F. Jeffrey'i AB Genel Sekreterliğinde kabul edecek. (Saat: 15.30)
 5- Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Rusya'nın Rostov-Aksay şehrinde Türk-Rus ortaklı F.O.R.T. Limited Şirketinin yapacağı meyve sebze halinin temel atma törenine katılacak.        6- Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak, Kale Grubu'nun 53. Kuruluş Yıl dönümü ve Geleneksel Seramik Bayramı nedeniyle Çanakkale'nin Çan ilçesinde düzenlenecek törene katılacak.         (Saat: 10.00)
7- Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, Kastamonu'da valilik ile bakanlığına bağlı yurtlarda incelemelerde bulunacak, ''Çocuk Yuvaları Futbol Şöleni Programı'' maçının açılışına        katılacak.
- Bakan Kavaf, AK Parti Kastamonu İl Başkanlığını ziyaret edecek. (Saat: 11.30/15.00)
8- Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, İstanbul'da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile yemekte bir araya gelecek. (Saat:20.30)
9- Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in Suriye temasları izleniyor.
10- Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Giresun'da, çeşitli açılış törenlerine katılacak. (Saat: 12.00 - 17.00)
11- Siyasi partilerden...
- AK Parti Grup Başkanvekili Suat Kılıç, Samsun'da ''Yabancılar Pazarı'' esnafıyla kahvaltıda biraraya gelecek. (Saat: 10.00)
12- Hatay'ın Dörtyol ilçesinde, teröristlerce bir polis aracına düzenlenen saldırı sonucu şehit olan polis memurları Ali Hacıarap, Hasan Aslan, Emre Yalçınölen ve Fatih Yıldız için tören düzenlenecek.
- Törenin ardından cenazeler, toprağa verilmek üzere memleketlerine gönderilecek.
13- Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Bankanın idare merkezinde düzenleyeceği basın toplantısında enflasyon raporunu açıklayacak. (Saat: 10.00)
14- İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) ''Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu'' 2009 yılı raporu, İSO Yönetim Kurulu Başkanı Tanıl Küçük tarafından basın toplantısıyla açıklanacak. (Saat: 10.30)
 
 
 
27 TEMMUZ 2010 SALI GÜNDEM HABERLERİ
 
GÜNDEM
POLİS ARACINA VE EMNİYETE SALDIRI: 4 ŞEHİT
Hatay Dörtyol'da terörsitler önce bir polis aracına saldırdılar ardından da Emniyet Müdürlüğü binasına uzun namlulu silahlarla ateş açtılar. İlk saldırıda 4 polis şehit oldu. Terör saldırısı sonrası toplanan kalabalık, BDP ilçe binasını ateşe verdi.
İNEGÖL'DE TAHRİK SONRASI 44 GÖZALTI
Alkollü oldukları belirlenen 3 kişi bıçak ve sopalarla kahvehane bastı, 6 kişi yaralandı. Olayların fitilini ateşleyen baskından sonra yüzlerce kişi ilçeyi birbirine kattı. 44 kişi gözaltına alındı.
HÜKÜMET HAYATA GEÇİRDİĞİ REFORMLARI MASAYA YATIRDI
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, "Demokratik açılım yolunda köklü adımların atıldığı bir dönemde, haklar ve özgürlükler bakımından önemli yenilikler getirecek Anayasa değişikliği referandumu öncesinde terör saldırılarının artması bir tesadüf değildir" dedi.
BALYOZ'DA YAKALAMA KARARLARINA İTİRAZ
"Balyoz Planı" davası kapsamında aralarında Emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Tuğgeneral Süha Tanyeli ile Albay Dursun Çiçek'inde bulunduğu haklarında yakalama emri çıkarılan 102 kişiden şu ana kadar 53'nün bu karara itiraz ettiği, 15'inin de reddi hakim talebinde bulunduğu kaydedildi.
 
EKONOMİ
PİYASALAR
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) Bileşik Endeksi günün tamamında 208 puanlık artışla 59.507 puandan tamamladı. Hisse senetleri günlük ortalama yüzde 0,35 arttı. İstanbul serbest piyasada, kapanış saatlerinde doların satış fiyatı 1,5520 lira, avronun satış fiyatı 1,9670 lira oldu. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım Satım Pazarında işlem gören 25 Nisan 2012 vadeli, bugün valörlü tahvilin bileşik faizi, önceki kapanışa göre 0,05 puan artarak yüzde 8,24'ten kapandı.Bu tahvilin basit getirisi yüzde 8,49 oldu. Bu kağıdın önceki kapanıştaki basit getirisi yüzde 8,44, bileşik getirisi yüzde 8,19 olmuştu.
ZAFER ÇAĞLAYAN RUSYA VE AZERBAYCAN'A GİDİYOR
Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, bugün Rusya'nın Rostov kentinde Türk ve Rus ortaklığının inşa edeceği F.O.R.T. Rostov Yaş Meyve Sebze Hali'nin temel atma törenine katılacak. Bakan Çağlayan, Rustov'da ikili görüşmelerde bulunacak ve aynı gün akşam Azerbaycan'a geçecek.Bakan Çağlayan'ın, 27-29 Temmuz tarihlerinde gerçekleştireceği Azerbaycan ziyaretine 75 işadamı eşlik edecek.
KAPASİTE KULLANIM ORANI YÜZDE 74.7
İmalat sanayi genelinde kapasite kullanım oranı, Temmuz ayında geçen yılın aynı ayına göre 7.3 puan, bir önceki aya göre ise 1.1 puan artarak yüzde 74.7 seviyesinde gerçekleşti. Böylece kapasite kullanım oranının son sekiz aydır aralıksız artış gösterdiği belirlendi.
İHRACATTA İLERLEDİK, İTHALATTA GERİLEDİK
Dünya Ticaret Örgütü'nün yıllık raporu açıklandı, dünya hizmet ihracatçısı ülkeler sıralamasında bir basamak yükselen Türkiye 26'ncı oldu. Türkiye dünya ithalatçı ülkeler sıralamasında ise üç basamak geriledi ve 23'üncülüğe yerleşti. G20 üyesi Türkiye, Arjantin ve Güney Afrika dünyanın en büyük 30 ihracatçı ülkesi arasında bu yıl da yer almadı. Türkiye "AB içi ticaret hariç" dünya ihracatçı ülkeler sıralamasında ise geçen yılki sırasını koruyarak 22'nci oldu.
EN HIZLI FERRARİ TÜRKİYE'YE GELİYOR
Ferrari'nin gelmiş geçmiş en hızlı yol otomobili olarak dikkatleri üzerine çeken ve 599XX konsepti temel alınarak geliştirilen Ferrari 599 GTO modeli, Kasım ayında Türkiye'ye geliyor.
 
POLİTİKA
CEMİL ÇİÇEK: 27 NİSAN'DA NEREDEYDİNİZ?
Hükümetin yargının görevini yapamayacağını belirten Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nu e-muhtırayı veren komutan hakkında suç duyurusunda bulunmaya çağırdı. Çiçek, "Sayın Kılıçdaroğlu, 27 Nisan gecesi neredeydi?" dedi.
DSP'DEN CHP'YE UYARI
DSP Genel Başkanı Masum Türker, askeri darbeye dayanak oluşturduğu gerekçesiyle eleştirilen TSK İç Hizmet Yasası'nın 35. maddesinin değiştirilmesi için teklif hazırlayan CHP'yi uyardı. 35. maddenin kaldırılmamasını, fıkra eklenmesini isteyen Türker, "Bu maddenin kaldırılması ileride TSK'nın birçok alanda işlevsiz haline gelmesine neden olacaktır. Bu da birçok ihtilaflara neden olacaktır" dedi.
 
DÜNYA
İRAN NÜKLEER MÜZAKERELERE ÖNKOŞULSUZ HAZIR
Avrupa Birliği dışişleri bakanları, İran'a ilave yaptırımları onayladı. Bu kararın ardından İran, "Nükleer yakıt müzakerelerine önkoşulsuz başlamaya hazırız" açıklamasını yaptı.
IRAK'TA ÇİFTE BOMBALI SALDIRI: 25 ÖLÜ, 68 YARALI
Irak'ın Kerbela kenti yakınındaki çifte bombalı saldırıda ilk belirlemelere göre 25 kişinin öldüğü, 68 kişinin yaralandığı bildirildi.
GAZZE'YE BİR YARDIM GEMİSİ DE ABD'DEN
Mavi Marmara baskının ardından Gazze'ye yardım girişimlerine bir yenisi de Amerika'dan eklendi. Gönüllülerin, ABD'den, bir gemi seferi düzenlenmesi için hazırlıklar yaptığı belirtiliyor.
HUGO CHAVEZ'DEN PETROL RESTİ
Venezuela lideri Hugo Chavez, komşusu Kolombiya'nın ülkesine saldırması durumunda ABD'ye petrol satışının durdurulacağını söyledi.
YÜZLERCE SİVİLİN ÖLÜMÜ GİZLENDİ
Amerikan ordusunun Afganistan işgaliyle ilgili çok gizli belgeleri internette düştü. 90 bini aşkın belge, Afganistan savaşının bilinmeyen yönlerini, örneğin yüzlerce sivil kaybın gizlendiğini ortaya koyuyor.
 
YAZILI BASIN ÖZETLERİ
 
 
’ın bazı haber başlıkları:
 
Kılıçdaroğlu isterse muhtıracı paşayı dava etsin
Hükümetin yargının görevini yapamayacağını belirten Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu' nu 27 Nisan'da e-muhtırayı veren komutan hakkında suç duyurusunda bulunmaya çağırdı. NTV' ye demeç veren Çiçek, "Sayın Kılıçdaroğlu, 27 Nisan gecesi neredeydi?" dedi. Anayasa paketine yönelik eski cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel'in eleştirilerine de yanıt veren Çiçek "Bu dönemde Sayın Demirel daha az konuşsa daha iyi olur. Onun yapamadıklarını biz yapıyoruz" diye konuştu.
 
Araplar 3. köprüyü bekliyor
 Dünyanın en önemli finans kaynaklarından Arap ülkelerinin devlet fonları Türkiye'deki dev projelerin netleşmesini bekliyor. 1.2 trilyon doları yöneten bu fonların gözü 3. köprü gibi dev projelerde Küresel krizde özel finans kurumlarının piyasaya para vermemeleri küresel ekonominin gelişmesi için ülke fonlarının önemini bir kat daha artırdı. Ülke başkanları yaptıkları ülke ziyaretlerinde özel yatırımcıların yanı sıra ülke fonlarından da yatırım çekmek için ekstra gayret göstermeye başladı. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da geçen ay yaptığı açıklamada Arap fonlarının Türkiye'yle özel olarak ilgilendiklerini söyledi. Arap fonları halen 1.2 trilyon dolar büyüklüğünde bulunuyor. Türkiye'ye dönük ilgileri 11 Eylül saldırısının ardından artmaya başlamıştı. Krizin etkilerinin giderek etkisini yitirmeye başlaması ve Türkiye'nin en güvenilir limanların başında gelmesi bu ilgiyi tekrar artırdı.
 
Bölgenin merkezi artık Ankara
 Newsweek Türkiye'nin merkez olma eğilimini güçlendirdiğini belirten dergi 'Yargının acımasız düşmanlığına rağmen Türk liderler AB yolunda büyük reformlar yapıyor' diye yazdı Amerikan Newsweek dergisi bu haftaki sayısında Türkiye'nin yeni dış politika anlayışını kapağına taşıdı. Ankara'nın artık merkezde yer aldığını belirten dergi, "Bir zamanlar ABD'nin sorgusuz-sualsiz müttefiki olan ve komşularından çoğuyla sorun yaşayan Türkiye, kendisinin merkezde yer aldığı yeni bir dış politika takip ediyor" diye yazdı. Almanya ve Fransa'nın, Türkiye'nin Avrupa ümitlerini söndürme çabalarına rağmen Ankara'nın reformlara devam ettiğine dikkat çeken Newsweek, Anayasa değişikliği paketini buna örnek gösterdi. Değişikliğin 'acımasızca hasımlık yapan yargı'nın gücünün kırılmasında da iktidardaki AK Parti'nin işine yarayacağı yorumunu yapan Newsweek, "Yine de hangi amaçla yapılırsa yapılsın Eylül ayında referanduma sunulacak Anayasa değişikliği, Türkiye'yi AB istese de istemese de Avrupa'ya bir adım daha yaklaştıracak." diye yazdı.
 
CHP'den fikir alacak değilim
 CHP’nin “AK Parti sözcüsü olmakla” suçladığı ve Brüksel Temsilciliğinin gönderdiği mektupta şikayet edilen AP Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı Hannes Swoboda CHP Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Süha Okay'ın "Sosyalistlerin fikirleri AK Parti tarafından enjekte ediliyor" açıklamasına, "Bana kimse fikir enjekte edemez" cevabını verdi. AP Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı Adrian Severin'e gönderilen şikayet mektubu için f^ de "Mektubun muhtevası ve üslubu asla kabul edilemez. Çok tuhaf bir durumla karşı karşıyayız zira mektup bana gönderilmiyor ama beni şikayet ediyor. Bazıları sayın Kılıçdaroğlu' nun mektuptan haberi olmayabileceğini hatta mektubun 'eski ekip' tarafından yazılmış olabileceğini söylüyor. Her halükarda bu mektup yeni lider Kılıcdaroğlu için iyiye alamet değil" diye konuştu.
 
’ın bazı haber başlıkları:
 
Sınır kollukları geliyor
 Reform İzleme Grubu, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın ev sahipliğinde 21. kez toplandı. Bakan Atalay, Özel Sınır Kolluk Kuvvetleri için hazırlık yapıldığını, bunun sınır birlikleri ile karıştırılmaması gerektiğini söyledi İçişleri Beşir Atalay'ın ev sahipliğinde Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Devlet Bakanı ve Baş müzakereci Egemen Bağış ve ilgili hakanlık bürokratlarının katılımıyla gerçekleştirilen Reform İzleme Grubu 21. Toplantısı dün gerçekleştirildi. Toplantının ardından Bakan Atalay, diğer bakanlarla birlikte ortak basın toplantısı düzenledi. Atalay, bir sonraki toplantının Devlet Bakanı ve Baş müzakereci Egemen Bağış'ın ev sahipliğinde gerçekleştirileceğini ve 17 Eylül'de önemli bir günde gerçekleştirileceğini söyledi. Gazetecilerin 17 Eylül'ün önemini sorması üzerine soruya yanıtı Bakan Bağış verdi. 17 Eylül'ün Adnan Menderes'in asıldığı gün olduğunu belirten Bağış, artık kara günlerin yaşanmaması. AB standartlarında demokrasi olması için. bu anlamlı günü seçtiklerini ve toplantı öncesi Menderes'in mezarını ziyaret edeceklerini söyledi. İçişleri Bakanlığı bünyesinde özel sınır kolluklarının kurulması için çalışma yaptıklarını belirten Atalay, bunun özel sınır birlikleri ile karıştırılmamasını istedi.
 
’ın bazı haber başlıkları:
 
Teklifi bekliyoruz; CHP, bu kez cami avlusuna bırakıp kaçmasın
 CHP, askerî müdahalelere dayanak oluşturan 35. maddeye ilişkin teklifini cuma gününe kadar Meclis'e getirecek. Ancak AK Parti, CHP'nin geri adım atmamasını istiyor. Ana muhalefetin geçici 15. maddedeki tutumunu hatırlatan Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, "Çünkü bir şey söyleniyor. İs ortada bırakılıyor. Tabiri caizse CHP, bu tip konuları cami kapısına bırakıyor." dedi.  CHP Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Süha Okay, darbelere zemin oluşturan TSK İç Hizmetler Kanunu 35. maddesini Meclis'e taşıma konusunda kararlı olduklarını belirtti. Okay, partisinin kanun teklifini en geç cuma gününe kadar TBMM'ye sunacaklarını söyledi. Ancak AK Parti, temkinli. CHP'nin geçici 15. maddenin kaldırılmasını da gündeme getirdiğini, ancak söz konusu düzenlemenin yer aldığı anayasa değişikliğine karşı olduğunu hatırlatan Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, "Onun için önce teklifi görelim." dedi. NTV'de konuya ilişkin sorulan cevaplayan Çiçek, işbirliğine her zaman açık olduklarını belirtti. Ancak önce teklifin içeriğini görmek istediklerini kaydetti. Çiçek, tereddütlerini "Çünkü bir şey söyleniyor, sonra iş ortada bırakılıyor. Tabiri caizse CHP, bu tip konulan cami kapısına bırakıyor. Ondan sonra bunu nereye yerleştireceksen yerleştir.
 
AKP'yi değil Türkiye'yi düşünerek karar verdim: “EVET”
 Ünlü rockçı Teoman, anayasa değişikliği paketini 'demokrasi adına ileri bir hamle' olarak görüyor. "Referandum için karar verirken AKP'yi değil değişikliğin önemini düşündüm." diyor. AKP'yi değil, reformu destekliyorum; ben de 'evet' diyeceğim 12 Eylül'de referanduma sunulacak anayasa değişikliğine sanat dünyasından destek gelmeye devam ediyor. Sezen Aksu'dan sonra ünlü rock sanatçısı Teoman da "Evet" dedi. Zaman'a konuşan Teoman, anayasa paketinin eksik yanları olsa da yapılan çalışmanın demokrasi adına ileri bir hamle olduğunu ve referandumda 'evet' diyeceğini açıkladı. Teoman, "Karanını AKP'yi değil, anayasa değişikliğinin Türkiye'ye iyi geleceğini düşünerek verdim." diyor. Bunu söylerken, kendi düşüncesindeki ideal anayasanın daha gerçekleşmediğini de vurguluyor. Fakat bunun, referandumda 'evet' demeye engel olmadığının altını çiziyor: "Bence şu anda yapılması gereken; eksiklik olsa da hâlihazırda elimizde olan bu paketi desteklemek." Teoman, 12 Eylül'de yaşı büyütülerek idam edilen sol görüşlü genç Erdal Erenin akrabası. Bu nedenle, söyleyeceklerinin aynı bir anlamı da var. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın idamlardan bahsederken ağlamasından etkilenmiş. "Gözyaşlarına inanıyorum." diyor. O mektuplarla kendisinin de gözlerinin sulandığını anlatıyor. Sanatçı, "Erdal Eren, tabii ki 12 Eylül cuntası vahşetinin simge ismi. Ama o dönemin mağdurları yüz binlerce kişi, hatta artçı dalgalarıyla bütün Türkiye." hatırlatmasını yapıyor.
 
Güvenlik görevlilerinin izinleri kaldırıldı
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, İnegöl'deki güvenlik görevlilerinin izinlerinin kaldırıldığını belirtti. İçişleri Bakanı Atalay, Reform İzleme Grubu Toplantısı çıkışında basın mensuplarının sorularını cevapladı. Bakan Atalay, Bursa'nın İnegöl ilçesinde gece meydana gelen olaylarla ilgili müfettiş görevlendirdiklerini belirterek, özellikle referandum sürecinde bu konularda hassas olduklarını söyledi. İlçede gözaltı işlemlerinin süreceğini ifade eden Atalay, bütün izinlerin kaldırıldığını kaydetti.
 
Memura ek ödeme geliyor
Aynı isi yaptığı halde döner sermaye ve kurum tazminatı gibi kalemlerden yararlanamayan 1,4 milyon memura ek ödeme müjdesi geldi. Hükümet, 2008 yılında olduğu gibi bu sene de eşit ise eşit ücret dengesini sağlamak için kamu çalışanlarına ek ödeme vermeye hazırlanıyor. Zam miktarı henüz tespit edilmedi ancak 60- 100 lira arasında bir artış bekleniyor. Hükümetin 5 yıllık plan dahilinde uygulamaya koyduğu eşit işe eşit ücret düzenlemesi, ekonomik kiriz sebebiyle verilen aranın ardından yeniden devreye alınıyor.
 
’ın bazı haber başlıkları:
 
Stratejik ziyaret
İngiltere Başbakanı David Cameron, ABD ve Avrupa turunun ardından, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşu olarak dün Türkiye'ye geldi. Resmi temaslarda, iki ülke arasındaki Stratejik Ortaklık Belgesi güncellenerek yeniden imzalanacak. Erdoğan, Başbakanlık kapı sında karşıladığı Cameron la yemekten önce baş başa görüştü. İngiltere Başbakanı'ndan Ankara'ya stratejik ziyaret Bir günlük ziyaret için dün akşam Ankara'ya gelen Cameron ile Stratejik Ortaklık Belgesi imzalanacak Konuk Başbakan "Reform sürecini devam ettirmeniz, AB'ye katılımınızı kolaylaştıracaktır "mesajı verdi İki başbakan İran'a karşı AB'nin aldığı yeni yaptırım kararını da masaya yatırdı. Tahran'a karşı "Havuç ve sopa"politikasf nın sürdürülmesinde görüş birliğine varıldı. ABD ve Avrupa turunun ardından dün akşam saatlerinde Türkiye'ye gelen İngiltere Başbakanı David Cameron, Türkiye'nin AB üyeliğine tam destek verdi, ekonomik ilişkilerin arttırılması için destek istedi. İktidar koltuğuna oturduktan sonra ilk ziyaretini Washington'a yapan ardından Paris'te Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ve Almanya Şansölyesi Angela Merkel ile bir araya gelen Cameron, dün saat 18: OO' de özel bir uçakla, beraberinde Dışişleri Bakanı William Hague ve işadamlarından oluşan bir heyetle Ankara"ya geldi. Cameron ayağının tozuyla Başbakanlık Konutu'nda görüşmelere geçti. Konuk Başbakan Cameron, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile baş başa yapılan görüşmenin ardından heyetler halinde akşam yemeğine katıldı. İki saat süren yemekte iki taraftan yedi kişi bulundu. Cameron, bugün Erdoğan ile Başbakanlık'ta yeniden bir araya gelecek ardından da işadamlarına hitap edecek.
 
CHP'de kafalar karışık AK Parti 'Görelim' diyor
 CHP'nin hukukçu vekillerinden Şahin Mengü "Konu ciddi, ince eleyip sık dokuyoruz" dedi. CHP'li Atilla Kart ise "Maddeyi değiştirmek yetmez, kaldırılması gerekir" görüşünde Çiçek: Görmeden koyun pazarlığı olmaz 'Kılıçdaroğlu 27 Nisan gecesi neredeydi?' CHP yönetimi, Türk Silahlı Kuvvetleri îç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesindeki değişiklik teklifini cuma günü TBMM Başkanlığı'na vermeye hazırlanıyor. Ancak CHP'de teklife ilişkin farklı görüşler olduğu belirtiliyor. CHP'li bazı hukukçu milletvekilleri, 35'inci maddenin değiştirilmesinin yeterli olmayacağım ve kaldırılması gerektiğini ifade ediyor. Türkiye dışında bazı ülkelerde de 35. maddeye benzer düzenlemelerin bulunduğunu belirten bazı vekillerin ise Kılıçdaroğlu' na bu konuda rapor sunduğu iddia edildi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Süha Okay, CHP grubunun kanun teklifini en geç 30 Temmuz Cuma gününe kadar TBMM'ye sunacaklarım açıkladı. Hukukçu milletvekillerinden oluşan komisyon, "Askeri darbelere dayanak yapılan" maddenin değiştirilmesiyle ilgili kanun teklifi çalışmalarım Ankara'da sürdürüyor.
 
Avrupa ambargosu Türkiye'yi İran'ın alım üssü yapacak
 Türkiye diğer ülkelerin isteklerine I uymak zorunda değil' Avrupa Birliği dün İran'a ticaret, mali hizmetler ve enerji sektörlerinde ağır yaptırımlar uygulanması kararı aldı. Uzmanlar kararın Türkiye için yeni fırsatlar doğurabileceğini ifade ediyor Avrupa Birliği (AB) İran'a dış ticaret, mali hizmetler ve enerji sektörlerini hedef alan yeni yaptırım paketini resmen uygulamaya koydu. AB'nin, Tahran'ın nükleer programım durdurmak için atacağı son adım Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Haziran ayında aldığı karardan daha ağır yaptırımlar içeriyor. Dışişleri bakanlarının Tahran'a konuyla ilgili müzakerelere devam etme çağrısını da teyit etmesi bekleniyor. BM Güvenlik Konseyi kararlarının ötesine geçen AB'nin ek yaptırımlarının birkaç hafta içinde yürürlüğe gireceği belirtiliyor. Uzmanlar bu gelişmelerin dolaylı olarak Türkiye'ye fayda sağlayacağı görüşünde.
 
’nin bazı haber başlıkları:
 
Meydan bos kaldı mitingi yarıda kesti
 Referandum mitinglerine ara vermeden devam eden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Giresun ve Ordu'da umduğunu bulamadı. Kılıçdaroğlu, katılımın beklenenden az olması ve meydanın boş kalması üzerine konuşmasını yarıda bitirdi. Meydanlar boş kalınca mitingini yarıda kesti  CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ordu ve Giresun'da düzenlediği mitinglerde umduğunu bulamadı. Karadeniz'de meydanları boş bulan ve yeterli ilgiyi göremeyen CHP lideri, konuşmasını yarıda bıraktı.
 
“Bu hayırda hayır yoktur”
AK Parti Grup Başkanvekili Suat Kılıç, Samsun Ticaret ve Sanayi Odası üyeleriyle kahvaltıda bir araya geldi. İş adamlarına seslenen Kılıç, Anayasa değişikliği paketinin 12 Eylülde oylanacağını hatırlatarak, Türkiye'nin önündeki referandum sürecinin partilere göre ayrıştırılacak bir mesele olmadığını savundu. Muhalefet partilerinin referandumla ilgili "hayır" kampanyaları başlattığını hatırlatan Kılıç, şunları söyledi: "Eğer söz konusu Türkiye'de demokratik, sivil, özgürlükçü bir anayasa ise ve bu anayasaya hayır deniyorsa, bu hayırda hayır yoktur" dedi.
 
Facebook'tan 'evet' kampanyası
AK Parti, Anayasa paketinin kabul edilmesi için bu sefer 'facebook' tan evet kampanyası başlattı. Özellikle 1980 sonrası doğan ve o dönemi bilmeyen gençleri bilgilendirmek isteyen AK Parti, facebook ve twitter gibi sosyal paylaşım sitelerini kullanıyor. Sosyal paylaşım siteleri için Türk bayraklı bir tasarım yapan AK Parti Gençlik Kolları, Anayasa paketini anlatıyor.
 
Bakan Aydın: Hain diyenlerden şikâyetçiyim
 Devlet Bakanı Mehmet Aydın, başta siyasetçiler olmak üzere tarafgirlik damarıyla insanlar hakkında gelişi güzel dedikodu yapıldığını, belirterek, belge ve bilgi olmadan, mahkemelerce ispat edilmeden hiç kimse hakkında iftira atmamak gerektiğini söyledi. Bu dünyada olmasa bile öbür dünyada hesabını sorarlar diyen Aydın," Bize 'Bunlar hain' diyorlar. Bu anayasa değişikliği, terörün talepleriyle örtüşüyormuş. Hangi madde terörün işini kolaylaştırıyor? Alkış alacağım diye hakikatten sapmamak lazım" şeklinde konuştu
 
’ın bazı haber başlıkları:
 
YAŞ ÜZERİNDE BALYOZ GÖLGESİ
Yüksek Askeri Şura öncesi Balyoz sanıkları için 3 aşamalı plan hazırlandığı öne sürüldü. 1-YAŞ bitene kadar kimse cezaevine gönderilmeyecek. 2-Karara itiraz edilerek zaman kazanılacak. 3-Bazı subaylar emekliye sevk edilerek diğerleri korunacak ilk plana göre, Balyoz sanıkları YAŞ sona erene kadar cezaevine sokulmayacak. YAŞ potasına giren sanıklar ile ilgili tebligatlar, merkez komutanlıkları tarafından muhataplarına ulaştırılmayacak. Ya da sanıklara en az bir haftalık sağlık raporları alınacak. İkinci etapta uygulanacak stratejiyi ise zaman kazanma adına mahkeme kararına yapılacak itirazlar ve reddi hakim talepleri oluşturacak. Nitekim dün mesai bitimine kadar 60 sanığın avukatları karara itiraz ederken, 20'si de reddi hakim talebinde bulundu.
 
'Hayır' dersem babamın mezarda kemikleri sızlar."
12 Eylül mağdurlarından 55 yaşındaki  Metin Güngör, sol görüşlü olduğunu ama oyunun renginin 'Evet' olacağını açıkladı. Güngör, 12 Eylül'de yaşadıklarını ise kısaca şöyle anlattı: "Sabah saat 04.30'da bir yüzbaşı, beş asker ve sivil giyimli bir komiser kapımızı çaldı. Elbisemi giymeme bile müsaade etmeden alaya götürdüler. Rahmetli abimi de evinden alıp getirdiler. Akşama kadar aç susuz tuttular. Su istedik, dipçik yedik. Sonra ifademizi alıp serbest bıraktılar. Bıraktılar ama 10 adımda askerler bizden hesap sordu. Yalvar yakar eve zor döndük. Bu olayları yaşayanlar olarak 12 Eylülcüler yargılansın istiyoruz. Ailem kalabalık ve ailecek sivil anayasa içi 'Evet' diyeceğiz. Dededen CHP'liyiz, verdiğimiz oyların tamamının hesabını soracağım. AK Parti hükümeti solun düşünüp de yapamadığı işleri yaptığı için 'Evet' diyeceğim.
 
’ün bazı haber başlıkları:
 
İhanet soruşturmasını sivil savcılar yürütmeli
'Heron ihaneti' ile ilgili yeni ses kayıtlarını ortaya çıkarmasının ardından hukukçu ve terör uzmanları olayın vahametine dikkat çekti. Hukukçular olayı sivil savcının soruşturması gerektiğini belirtirken, stratejistler, "TSK içerisindeki yapılara" dikkat çekti Gazeteniz Bugün'ün dün "İşte ihanetin ses kayıtları" başlığı ile manşetten verdiği Türkiye'yi sarsan ihanet dosyasının ortaya çıkan şok telefon kayıtlarına tepki yağdı. Görev uyuşmazlıkları bahane edilerek bu işin 3 yıl sürüncemede bırakılmasının kamuoyunda ihanet planına destek olarak algılandığını belirten hukukçular, soruşturmaya Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılan veya Ergenekon savcılarının ilgilenmesi gerektiğini belirtti. Skandal ses kayıtlarını "TSK'yi zan altında bırakan bir ihanettir" şeklinde değerlendiren emekli Cumhuriyet Savcısı Gültekin Avcı, 'Askeri Savcı' nın ses kayıtlan ile ilgili yeni bir inceleme yaptırması söz konusu olduğu söyleniyor. İş Dursun Çiçek olayına çevrilmeye çalışılıyor" değerlendirmesinde bulunarak şunları kaydetti: "Jandarma ve Emniyet'in tespitleri hukuken delil değerine ulaşan tespitlerdir hiçbir savcı bunun üzerini örtemez. Ergenekon savaları sürece müdahale etmelidir. Bu yapılanmanın nereye kadar ulaştığını tespit etmek gerekir. Konu askeri görev içinde düşünülecek bir konu olmaktan çıkmıştır. Layıkıyla incelenmesi gereken bir konudur. Askeri yargı emir komuta içerisinde cereyan ettiği için Özel Yetkili Cumhuriyet Savcıları veya Ergenekon savcılarının ilgilenmesi gerekir. Emirle soruşturma açan emirle soruşturma durdurur. Vatana ihanetin daniskası ve en çarpıcı örneği ile karşı karşıyayız.
’ün bazı haber başlıkları:
 
Kavaftan 'anne' hassasiyeti
Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, Uluslararası Osmanlı Araştırmaları Sempozyumu'na katılmak ve bazı incelemelerde bulunmak üzere Van'a gitti. Bakan Kavaf, eşi tarafından kulağı kesilen ve öldüresiye dövülen S.P.'yi hastanede ziyaret etti, yakından ilgilendi. Kavaf, daha sonra S.P.'nin Sevgi Evleri'nde barınan çocuklarını da ziyaret etti. Kavaf, çocukların her gün hastaneye annelerini ziyarete götürülmesi talimatı verdi.
 
Kapasite 22 ayın zirvesinde
 Kapasite kullanımında bir önceki aya göre bütün mal gruplarında artış görüldü. En yüksek artış 1.8 puan ile yüzde 70'e ulaşan yatırım mallarında çıktı.  Böylece kapasite kullanım oranının son sekiz aydır aralıksız artış gösterdiği belirlendi. Ayrıca kapasite kullanım oranı Eylül 2008'den bu yana son 22 ayın en yüksek seviyesine ulaşmış oldu. Merkez Bankası, Temmuz ayı İmalat Sanayi takip etti. Gıda ve içeceklerde ise 0.7 puanlık artış yaşandığı belirlendi. Geçen yılın aynı dönemine göre ise en yüksek artış 9.1 ile ara malları grubunda yaşandı. Yatırım mallarında kapasite oranı 8.5 puan, dayanıklı tüketim mallarında 4.5 puan arttı. Sanayi Bakanı Nihat Ergün, kapasite kullanım oranının piyasa beklentilerinin de üstünde olduğunu belirterek, kriz öncesi seviyenin yakalanmasında önemli bir aşama kaydedildiğini söyledi.
 
Taraf    ’ın bazı haber başlıkları:
İnegöl’de iç savaş provası
İnegöl'de minibüs şoförünün dövülmesiyle başlayan olaylar ilçeyi savaş alanına çevirdi. Bir grup ülkücü, Kürtlere ait ev ve işyerlerini tahrip etti, karakol bastı  Diyarbakır maçındaki olaylarla gündeme gelen Bursa dün bir kez daha karıştı. Dayak yiyen minibüs şoförünün, arkadaşlarıyla kahve basıp beş kişiyi yaralaması olayları büyüttü. 2 bin kişi sokağa döküldü.  Bir grup ise karakolu basıp gözaltındaki üç kişinin verilmesini istedi. Olaylar güçlükle bastırıldı. Başbakan'la görüşen İçişleri Bakanı Atalay 'Bu provokasyon' dedi.
 
 
 
’in bazı haber başlıkları:
 
Birileri Türk Kürt çatışması istiyor
 Üç günden beri Bulgaristan'da temaslarda bulunan Devlet Bakanı Faruk Çelik, memleketi Bursa'nın İnegöl ilçesi'nde yaşanan olayları sürekli takip ettiğini söyledi. Çelik, Bulgaristan'a gelmeden önce Orhaniye Köyü'nde su krizi nedeniyle iki aile arasında yaşanan çatışmayı önlediklerini belirterek, şunları söyledi: "Arkadaşlarımdan ve emniyetten sürekli haber alıyorum. Orada Güneydoğu'dan gelen vatandaşlarımızın yaşadığı bir mahalle var. Bizim çok hizmetimiz oldu. Sağlık ocağım açtık, okulunu, yolunu yaptık. Şimdi kişisel bir olaydan bu noktaya geldiği anlaşılıyor. Bunun alanda başka şeyler var. Birileri kaşıyor, Türk-Kürt çatışması çıkarmak istiyor. Bunun önlemini almamız gerekir. Milli Birlik Projesi'yle başka şeyler yapmak istedik. Ama olaylar can sıkıcı noktaya geldi. Kişisel itilaflar Türk-Kürk çatışmasına dönüştürülmek isteniyor. Dönünce bu olayla özel olarak ilgileneceğim.
 
’in bazı haber başlıkları:
 
AB hedefleri hazır
AB müktesebatına uyum için İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın ev sahipliğinde toplanan Reform İzleme Grubu (RİG) 2011 Nisan ayına kadar yürütülecek üç aşamalı çalışmaları netleştirdi. Anayasa paketinin referandumda kabul edilmesi halinde, öncelikle bu değişikliklerin 2010 İlerleme Raporu'na olumlu yansıması için çalışma yapılacak. Ardından da Aralık ayındaki AB Zirvesi'ne kadar reform sürecinin uygulanması hedeflenecek. Üçüncü dönem ise yaklaşan seçimlerin tarihi hedef alınarak Nisan 2011 olarak belirlendi. Bu süreçte teröre karşı etkin mücadele sürdürülecek ancak demokratik reformlardan taviz verilmeyecek. Ders kitaplarından ayrımcılık içeren tanımlamaların ayıklanması hızlandırılacak. Bu arada RİG' in bir sonraki toplantısı, Adnan Menderes'in asıldığı 17 Eylül'de yapılacak. Bakanlar o gün Menderes'in mezarını da ziyaret edecek.
 
Balyoz'da mesai vakti
Balyoz iddianamesinde yer alan 196 şüpheliden, 102'si hakkında yakalama emri verilmesinin ardından dün, şüpheli avukatları, verdikleri dilekçelerle karara itiraz ve reddi hakim talebinde bulundu. Emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri ve Kurmay Albay Dursun Çiçek'in avukatları olan Celal Ülgen ile Hüseyin Ersöz, sabah adliyeye gelerek, davaya bakan İstanbul 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesi'ne dilekçelerini verdi. Avukat Ülgen, emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri'nin İstanbul'da olduğunu, gelişmelere göre mahkemeye teslim edeceklerini açıkladı. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı özden Örnek'in avukatı Dinçer Eskiyerli de "reddi hakim" ve "yakalamanın kaldırılması" talebinde bulundu.
 
’in bazı haber başlıkları:
 
BAŞBAKAN'A GECE ZİYARETİ
Genelkurmay Başkanı Başbuğ, önceki gece saat 23. OO' te Başbakanlık Konutuna gidip Erdoğan'la görüştü. Zirvede Balyozdaki yakalama kararlarının ele alındığı öğrenildi... Türkiye muvazzaf ve emekli toplam 102 subay hakkında çıkan yakalama kararını konuşurken, Genelkurmay Başkanı Başbuğ, Erdoğan'a sessiz sedasız bir ziyarette bulundu. Gece yarısına kadar süren zirvede Başbuğ'un terörle mücadelede görev alan komutanlar için bile "kaçak" tanımı yapılarak yakalama kararı çıkartılmasından duyduğu rahatsızlığı ilettiği öne sürüldü.
 
 ‘in bazı haber başlıkları:
 
Başbakan son sözü Bursa’da söyleyecek
Referanduma destek mitinginin ilkini 12 Eylül Anayasası'na en fazla 'hayır' oyu veren Bingöl'den başlatan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 1961 Anayasası'na 'hayır' diyen illerden olan Bursa ile miting programına son verecek. Başbakan Erdoğan, 12 Eylül'de yapılacak referandum mitinglerine, 12 Eylül Anayasası'na en yüksek 'hayır' oyu veren Bingöl'den başlamıştı. Erdoğan, en son mitingini ise Bursa'da gerçekleştirecek. Bursa, 1960 darbesi sonrasında yapılan anayasaya yüzde 53 gibi bir oranda 'hayır' oyu vermişti. 1961 Anayasası'nın oylandığı referandumda Bursa ile birlikte İzmir, Bolu, Başbakan Erdoğan, vatandaştan evet oyu istemeyi sürdürecek. Aydın, Manisa, Denizli ve Samsun gibi illerde 'hayır' oyu çoğunlukta çıkmıştı. 1961 yılındaki halk oylamasında Aydın yüzde 56, Bolu yüzde 55, Bursa yüzde 53, Denizli yüzde 51, İzmir yüzde 50,2, Manisa yüzde 56, Samsun yüzde 57 oranında 'hayır' oyu vermişti.
 
Bağış: Ruhban okulunun açılması Yunanistan'ın atacağı adıma bağlı
 Ruhban okulunun kapatılmasının kendilerinin iradesiyle gerçekleşmediğini, bu okulun yargı yoluyla kapatıldığını belirten Devlet Bakanı ve Baş müzakereci Egemen Bağış, açılmasıyla ilgili çalışmaları yürüttüklerini, Yunanistan'ın da atacağı iyi niyetli adımlarla bunun daha da hızlanacağını ifade etti. Bağış, Reform İzleme Grubu'nun (RIG) 21. toplantısında gazetecilerin sorduğu ruhban okulunun açılmasına ilişkin sorularını değerlendirdi. Bağış, konuyla ilgili olarak Dışişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Avrupa Birliği Sekreterliği ve gerekli kurumlarla konu üzerinde çalışıldığını ifade etti.
 
’in bazı haber başlıkları:
 
Şimşek: AB yaptırımı Ankara'yı bağlamaz
İran'a karşı BM Güvenlik Konseyi'nin dördüncü yaptırım paketini çıkarması sonrası ABD ve AB'nin tek taraflı yaptırım çıkarmasına Türkiye'den tepki var. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek BM yaptırımlarına harfiyen uyacaklarını, ama AB yaptırımlarına uymanın gerekmediğini belirtti. Financial Times'a konuşan Şimşek, yaptırımlar nedeniyle zor bir dönemden geçen İran'la ticaretin artabileceğini açıkladı. Türkiye'nin BM yaptırımına kesinlikle uyacağını ancak diğer ülkelerin tek taraflı yaptırımlarının bağlayıcılığı olmadığını belirten Şimşek 'Ticaretin kolaylaştırılması BM yaptırımına aykırı değil. Ticaret anlaşması finanse etmemiz gerekirse ödemenin bir yolunu buluruz" dedi. Enerji Bakanı Taner Yıldız da, AB yaptırımlarının üyelik müzakerelerinde 'enerji faslı' açılmadığından Türkiye'yi bağlamayacağını açıkladı. Türkiye, ABD ve AB yaptırımlarıyla benzin tedariğinde zorlanan İran'a Tüpraş aracılığıyla yardımcı oluyor.
 
 
 
KÖŞE YAZARLARI
 
 
 GAZETESİ
 
MEHMET ALTAN
Cumhuriyetçiler ‘Hayır’cı, Demokratlar ‘Evet’çi
“…İstedikleri üniversiteye girme çabası içindeki öğrencilerin tercih koşuşturması... Lice ve Şırnak’ta patlayan mayınlar... Sakarya’daki ürkütücü ölümlü kaza... Kent müzesini” herkesin görmesini arzuladığım ve mobilyacılıkta “dünya markası” olmaya sıvanmış sağduyulu İnegöl’ü sırtından bıçaklayan provokasyon... Balyoz’daki tutuklama itirazları... Temmuz ayının son haftasının ilk günü de bu şekilde akıp gidiyordu. Ama ben en çok, CHP’nin tüm darbelerin gerekçesi haline gelen Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 35. Maddesi ile ilgili teklifi TBMM Başkanlığı’na Çarşamba ya da Perşembe günü vereceğini açıklamasıyla... Yıllardır yazılarımda İstanbul’un Şişli ilçesi ile kıyasladığım Bingöl’ün Yedisu İlçesi’nin referandumda “evet” vereceğini söyleyen CHP’li Belediye Başkanı Mehmet Şerif Memioğlu’nun açıklamalarına yoğunlaştım. Değişim rüzgârı belli ki “Cumhuriyetçileri” de etkilemeye başlıyordu... Son günlerde sorup duruyorum: “12 Eylül rejimi” karşıtlığı bir “siyasal ilke” sorunu mudur yoksa bir “particilik kavgası” mı? Her siyasi partinin “siyasi hesabı” olduğunu bilen bir “değişimci” iseniz... Sınırlı ve yetersiz de olsa 12 Eylül Anayasası’nda yapılacak bir değişime “evet” mi dersiniz, “hayır” mı? Nitekim... 1982 Anayasası’nın “darbeci” olduğunu söyleyen, darbeyle hazırlanmış bir anayasanın değişmesi için referandumda “evet” oyu kullanacağını ifade eden Bingöl’ün Yedisu İlçesi’nin CHP’li Belediye Başkanı Mehmet Şerif Memioğlu bunun çok farkında... Şöyle diyor: “Referandumda evet oyu vereceğim. 12 Eylül’de köye gelen askerlerin, akrabalarımızı, komşularımızı tutuklayarak cezaevine götürdüğüne, gene o dönem 65 yaşındaki insanların dereye götürülerek eşek sudan gelinceye kadar dövüldüğüne şahit oldum. Bu olaylardan sonra hazırlanan bir anayasaya nasıl evet diyebilirim.” Bu mantıklı ve tutarlı duruş karşısında CHP yönetimi de zorlanıyor; “baraj yüzdesi” ve “35. madde” girişimleri de bu nedenle…”
 
ERGUN BABAHAN
Türkiye’nin vicdanı sonunda ağır bastı!
“…Kamuoyunda “Taş atan çocuklar” olarak bilinen çocukların terörist muamelesi görüp ceza evlerine gönderilmeleri ayıbı sona erdi. “Çocuklar İçin Adalet Çağrıcıları” bu süreçte çok önemli bir rol oynadı… Meclis’in kabul ettiği, Cumhurbaşkanı Gül’ün hızla onayladığı yasa sayesinde demir parmaklıklar arkasında tıkılan çocuklar özgürlüklerine kavuşmaya başladı. Yeni düzenlemeyle, soruşturma ve kovuşturma bakımından terör suçlusu statüsünden çıkmış oldu. Bu Türkiye için ayıp bir uygulamaydı. 12 Eylül döneminde “misyonu gereği” Diyarbakır Cezaevi için ‘mükemmel’ diye manşet atan gazete grubu, elbette bu haberlere ilgi göstermedi. Onlar için tek dert, Ergenekonculara, Balyozculara sahip çıkmak. Hakları çiğnenemeyecek olan tek grup darbe girişimcileri. Bodrum’da tatildeyken turp gibi olan emekli generallerin gözaltına alınınca nasıl birden kalp hastalıklarının nüksettiğni ballandırarak anlatmakta üstlerine yok. Taş attığı iddia edilen çocuklar, onların yaşam koşullarıyla ilgili değiller. Çünkü onlar Kürt ve bizden değil. Yine de Türkiye’nin vicdanına hükmedemiyorlar artık. Adalet herkes için eşit olma şansına biraz daha yaklaşıyor… Türkiye yıllarca yalanlarla, vicdanların ortaya çıkmasını engelleyen baskılarla yaşadı. Kürtlere işkenceyle de, tutuklu çocuklarla da ilgilenmedi. Küçük çocuklar öldürüldü, öldürenler serbest kaldı. Ama artık yetti. Çünkü vicdanlar sesini yükseltiyor. Çünkü halk gerçeği öğrenebiliyor. O yüzden 12 Eylül referandumunda da tüm zorluklara, engellemelere, ittifaklara rağmen, Türkiye’nin vicdanın galip geleceğine inanıyorum. Bir halkın uyanan vicdanının karşısında hiçbir güç duramaz çünkü…”
 
 GAZETESİ
 
FEHMİ KORU
Bir daha düşünün
“…Halkoylaması kampanyasını açmak üzere gittiği Bingöl'de Başbakan Tayyip Erdoğan'ı 'Evet' yazan kırmızı şapkasıyla karşılayanlar arasında bir belediye başkanı da varmış... Belediye başkanı şimdi partisi tarafından ihraç edilme tehdidi altında... Daha önce bir yerde haberiyle karşılaşmamış olsanız bile uğradığı âkıbetin sebebini anlamış olmalısınız: Kırmızı şapkasıyla 'Anayasa değişikliğine evet' mitingine katılan belediye başkanı CHP'li... 12 Eylül (1980) döneminde ağır işkencelere maruz kalmış olması gerekçesi bile partisinin hışmından kendisini kurtaramayacak... Türkiye'deki 'parti fanatizmi' insanların vicdanlarını ve iradelerini ipotek altına alacak kadar güçlü. Bir partiye mensup olmak onun bütün görüşlerini benimsemeyi, kararlarına harfiyen uymayı da gerektiriyor. Parti liderleri bir tür 'fareli köyün kavalcısı' gibi; önlerine düştükleri kitleleri arkalarından bir meçhule doğru sürüklüyorlar...  Oysa halkın oyuna sunulan anayasa değişikliği paketi Meclis'te tek bir partinin oylarıyla geçmiş olsa bile herkesi ilgilendiriyor. İddianın aksine, paketin bütünü ülkeyi daha demokratik ve özgür hale getiriyor. Muhalefetin tehlikeli ilân ettiği iki madde üstelik Anayasa Mahkemesi'nden de onay aldı.  İçeriğe yönelik bütün eleştirileri havada bırakan bir gerçek bu. Esasen değişikliklere muhalefet eden partiler de (CHP, MHP, BDP) eleştirilerini paketin içeriğine yöneltmiyorlar. Onların bütün derdi, paketi halka reddettirerek iktidarı zora sokmak; bunu bir yıl içerisinde yapılacak genel seçimin bir tür kostümlü provası olarak görüyorlar. Ne kadar yanlış bir düşünce. Ele geçmiş bir anayasayı değiştirme fırsatını küçük hesaplar yüzünden kaçırmak bir sorumsuz muhalefet örneği. Muhalefet partileri paketi dar kapsamlı bulabilir, başka bazı değişiklikler talep edebilir, ya da "Madem bu değişiklikleri yapıyorsunuz, dokunulmazlıkları daraltalım, seçim barajını indirelim" türü karşı-argümanlar geliştirebilir, bunları halkoylaması için pazarlığa da dönüştürebilir... Fakat ele geçmiş fırsatı oy sandığına gömmeye alışmak... Olacak iş değil...”
 
ALİ BAYRAMOĞLU
Yüz iki subay meselesi bir kilometre taşıdır...
“…Mahkeme heyeti Balyoz davasının ilk celsesinde, oybirliğiyle, atılı suçun tutuksuz yargılanamayacak suçlardan olduğunu belirterek 102 emekli ve muvazzaf subayın tutuklanmasına karar verdi. Tutuklanma nedeni darbe hazırlığı yapmaları ve darbe planlamaları... Yüz iki subay meselesi Türk siyasi tarihinde bir kilometre taşıdır.  Bu subaylar arasında emekli iki kuvvet komutanı, genelkurmay başkan yardımcısı ve emekli ordu komutanları bulunuyor. Bu subaylar arasında hala görevde olan koramiral ve korgeneraller, tümgeneral ve tuğgeneraller var. Mahkemenin oy birliğiyle verdiği tutuklama kararının ertesi günü Milliyet Gazetesi, tutuklanması istenen generallerin dağda terörist peşinde olduklarını söylüyor ve bir harita üzerinde tek tek nerede ve ne düzeyde görev yaptıklarını gösteriyordu. Gazetenin niyeti muhtemelen Türkiye sathında kritik görevlerde bulunan askerlere ilişkin tutuklanma kararını siyasi ilan etmek, orduya karşı hamle girişimini akla getirmekti. Ama akla şu da geliyordu:  Kendi anayasal düzenine, kendi toplumuna, onun seçtiği parlamentoya karşı darbe hazırlıklarına karışmış askerler hala Kuzey ve Güney Deniz Saha Komutanlığı, kolordu komutanlıkları gibi Türkiye'nin en kritik ve üst düzey askeri noktalarını kontrol ediyor, görevlerini sürdürebiliyordu.  Bu da girişimin bir grubu değil, bir kurumu kuşattığını akla getiriyordu. Genelkurmay tutuklanması istenen askerler için "sanık olsalar bile görev başındalar" diyordu. Doğru... "Sanıklar görev başında" da diyebiliriz...”
 
 GAZETESİ
 
EMRE AKÖZ
İnegöl kalkışması: Bunların gözünü ‘Hayır’ bürümüş
“… Ergenekon şebekesi, 12 Eylül günü yapılacak referanduma "hayat memat meselesi" olarak bakıyor. Aslında halk oylamasına sunulacak olan paketin içeriği umurlarında değil.Paketteki maddeler, "ak yerine kara", "yazı yerine tura", "su yerine ateş" olsaydı da onlar yine "Hayır" kampanyası yapacaklardı. Nedeni basit: Referandumu, güven oylamasına çevirmeye çalışıyorlar.  "Hayır" onlar için çok önemli: Çünkü 2002'den beri AKP karşısında kaybediyorlar... Ne var ki sekiz yıllık iktidar yıpranmasına rağmen AKP hâlâ birinci parti. Eğer engellenmezse 2011 genel seçiminden de hükümeti kuracak parti olarak çıkacak. Dolayısıyla AKP'ye bir yenilgi aldırmaları vazgeçilmez şart oldu. Becerebilirlerse, başarıyı genel seçimlere taşıyacaklar.  Ergenekon dostlarının stratejilerindeki temel noktalar şöyle:1) Gündelik siyaset düzeyinde CHP ve MHP yaygara koparacak. BDP referandumu protesto ediyormuş gibi gözükerek hayır kampanyası yapacak. (Apoletlerin himayesindeki küçük sol grupları, sendikaları saymıyorum.)  2) PKK saldırılarını şiddetlendirecek; şehitler üzerinden Hükümet suçlanacak. 3) Gerginlik sokağa taşınacak.  Yukarıdaki ilk iki maddeyi zaten biliyorsunuz. Bunları defalarca konuştuk. Üçüncü madde ise Bursa İnegöl'de devreye sokuldu: Yapılan, eski bir taktiğin güncelleştirilmesiydi. Hatırlarsanız, Açılım başladıktan, özellikle de Habur karşılamasının ardından, özellikle Batı Anadolu'daki yerleşimlerde bir Kürt alerjisi baş göstermişti. Küçücük, sıradan, başka zaman olsa kimsenin ilgilenmeyeceği bir dalaşma, bir itiş kakış alabildiğine büyütülüyordu. O kadar ki iş, olayları engellemeye çalışan emniyet güçlerine karşı saldırıya dek varıyordu. Dikkat ettiyseniz Açılım süreci hız kesince, o kalkışmalar da durdu. Eğer bunlar halkın; "gerçek, samimi, anlık, kendiliğinden tepkileri" olsaydı, genişleyerek devam ederleri. Halbuki bir uyarı, bir tehdit, bir kaş çatış gibi görünüp kayboldular. Evet, referanduma doğru yol alırken aynı taktik İnegöl'de tekrarlandı.
Önce basit bir olay hızla büyütüldü... Sonra kitle emniyet güçlerine yönlendirildi…”
 
MAHMUT ÖVÜR
CHP'nin 'bandajlı' siyasetçileri
“…Mustafa Sarıgül'ün sürpriz Baykal ziyareti CHP içinde yeni bir hareketlenme yarattı. Ve herkes aynı soruyu sordu: Acaba CHP'de yeni bir oyun mu kuruluyor? Tarafların verdiği "resmi" cevap kimseyi tatmin etmedi, etmezdi de... Çünkü 5 yıl önce birbirine söylenmedik söz bırakmayan iki siyasi aktörün, CHP'nin yükselişe geçtiği bir süreçte buluşması tesadüf olamazdı. O zaman geriye şu soru kalıyor; peki bu noktada neden buluştular? Kuşkusuz insani boyutu da olan bu buluşma kim ne derse desin siyasi bir hesaba, bir akla dayanıyor. Bu hesabın hedefi de referandum sonrası... Eğer referandumdan "Evet" çıkarsa Kılıçdaroğlu ve Önder Sav'ın işi pek kolay olmayacak. O koltuklarda rahat oturamayacaklar. Karşılarında iki yaralı siyasetçi, Baykal ve Sarıgül olacak... Biri son dakikada CHP gibi güçlü partisini elinden kaptırmış, diğeri ise kurmaya hazırlandığı partisini kapatmıştı. Dahası Baykal'ın partideki izi bile silinmek isteniyordu. Sarıgül'ün durumu daha da vahimdi. Parti girişimine son verip, binlerce taraftarını şoka soktuğu yetmediği gibi siyasi bir karşılık da alamamıştı. Bir anlamda açıkta kalmıştı. Bütün bu sürecin siyasi mimarı olan Hüsamettin Özkan'ın şimdi nasıl bir akıl üreteceği de merak ediliyor. Çünkü Sarıgül'ün CHP'ye döneceğine dair ortada bir işaret yok.
Dün konuştuğum CHP Genel Sekreter Yardımcısı Tekin Bingöl şöyle diyordu: "CHP'nin bir tüzüğü var. Bu tüzüğe göre partiden ihraç edilenlerin dilekçeyle başvurmaları gerekiyor. O dilekçe Parti Meclisi'nin kararıyla işleme konulur. Üstelik burada kapalı oylama söz konusu. Sarıgül, CHP'ye dönmek istiyorsa bu yolu denemeli..." Gördüğünüz gibi Sarıgül'ün işi çok daha zor ve arayışının nedeni de bu... Ancak siyasi zemin bu arayışa pek müsait değil. Tıpkı TDH hareketinin bir sonuca ulaşamadığı gibi... Daha nisan ayında bu yapının partileşemeyeceğini yazmıştım. Sarıgül treni kaçırdı. Aslında çaba harcamadı denemez ama riske girmekten korktu…”
 
 GAZETESİ
 
SERDAR AKİNAN
İnegöl’de ne oluyor?
“…Bundan birkaç hafta önce Ege'nin sahil beldelerinden birinin belediye başkanı ile sohbet ediyorduk. MHP'li olan Başkan'ın şu sözleri beni dehşete düşürmüştü: 'Manisa'da yaşanan olaylarda büyük bir provokasyon vardı... O gece kan dökülseydi çatışmalar hızla yayılırdı. O geceki kadar korktuğumu hiç hatırlamıyorum... Halkımız silahlanmıştı ve Türkiye aleyhine slogan atan kitleye saldırmamak için kendini zor tutuyordu... Bizler devreye girdik ve insanları tuttuk.' O sohbette belediye başkanına şunu sormuştum, 'Bu gizli gerginliğin boyutu nedir? Korkunuz ne?'… Halkımız maalesef provoke ediliyor. Şehir dışından gelen bazı şahıslar burada yaşayan; iş yapan doğu kökenli vatandaşlarımızın arasına karışarak olay çıkartıyorlar. Korkum bir küçük kıvılcımla bu olayların hızla yayılması. Belli bölgeler de bu potansiyeli fazlasıyla barındırıyor...'Bu konuşmanın üzerinden 10 gün geçmeden dün gece İnegöl parladı... MHP lideri Devlet Bahçeli'nin 'referandum' konuşmasından birkaç saat sonra olaylar çıktı… Galeyana gelen kitle (mağdur/vatandaş/yerli), ilk kez, yaşanan meseleyi devletin güvenlik güçlerine havale edip zanlıların (provokatör/saldırgan/yabancı) yasal süreçlerden geçerek kovuşturulmasını beklemek yerine adaleti kendi dağıtmak istedi. Kendilerini engellemeye çalışan 'devlet'in sembollerine ise adeta bir düşman gibi saldırdı. 'Doğu'daki ne için devlete saldırıyordu, 'Batı'daki şimdi neden saldırıyor? Yanıtı tehlikeli asıl soru bu...”
 
 GAZETESİ
 
İHSAN DAĞI
Vazifeniz darbeyse istikamet Silivri
“…TSK İç Hizmet Yasası'nın 35. maddesi behemehal kaldırılmalıdır. Doğrudur, darbeler böyle bir yasa maddesi olduğu için yapılmaz. Son fiili darbenin lideri Kenan Evren darbe öncesi açıp 35. maddeye bakmadıklarını ifade etmişti... Yapan da bilir ki darbe, yani anayasal düzeni zorla değiştirmek, Meclis'i kapatmak, hükümeti şiddet kullanarak devirmek suç, hem de ağır suçtur. Darbeyi, teşebbüs ettiğinde bu işin yanında kalacağını düşünen, başardığında ise koca ülkenin hakimi olacağını öngören, kendine emanet edilen silaha ihanet eden 'sözde askerler' yapar. Önce ortamını hazırlarlar, yani halkı canından bezdirirler, sonra da kurtarıcı pozlarla gelir, ülkenin canına okurlar.  Evet, darbeler kanunla önlenmez. Darbeleri önlemenin en etkili yolu darbecileri yargılamaktır. Ergenekon ve Balyoz davaları, geçmiş darbe teşebbüslerini günışığına çıkarıp yargıladığı için değil sadece, gelecekteki darbeleri de caydıracağı için önemlidir. Kimsenin hukukun üstünde olmadığı ve suça bulaşan herkesin hesap vereceği mesajının anlaşılması yargı sürecinden geçer. Kendilerini dokunulmaz görenlerden hesap sormaktır hukuku üstün kılmanın yolu. Darbe tehdidi altındaki ülkelerde demokrasinin yerleşmesi ancak böyle mümkün.  1967'de darbe yapıp 1974'e kadar Yunanistan'ı yöneten cuntacılar ömürlerini cezaevlerinde geçirdi... Şili'yi yirmi yıla aşkın yöneten darbeci Pinochet demokrasiye dönüşün ardından 85 yaşındayken yargılanmaya başladı. Demokrasi, milli irade, seçilmiş iktidar değersiz şeyler değildir. Korunmaları gerekir hukuk içinde. Ergenekon ve Balyoz davaları bunun için hayati. Anayasal düzeni zor kullanarak değiştirmek gibi bir suça bulaşan askerler hukukun üstünde olmadıklarını anladıklarında 'gerçek işleri'ni yapmaya başlayacaklar. Ordu da millet de ancak o zaman rahat edecek. Yine de 35. maddenin kaldırılması şart. Böyle bir yasa hükmü bu ülke için utançtır; şimdiye kadar kaldırılmamış olması da bir garabet. Bütün darbelerde kullanılan bu madde fena halde 'kirletildi'... Hukuk mevzuatını bu 'kir'den arındırmak özellikle 27 Mayıs'ın ellinci yılında çok manidar olacak. Şimdi yeniden gündemde, hem de CHP'nin önerisiyle. Birkaç gün içinde bu konuda bir kanun teklifini TBMM'ye sunacaklarını açıkladı CHP yönetimi. Bakalım şapkadan ne çıkacak? Teklifin içeriğini henüz bilmiyoruz. Değiştirmeyi mi teklif edecekler, yoksa tamamen kaldırmayı mı?...”
 
MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
35.madde komedisi
“…Şu cümle 12 Eylül 1980 sabahı Kenan Evren'in okuduğu meşhur "1 Numaralı MGK Bildirisi"nin hafızalardan hiç silinmeyen cümlesi: "...Türk Silahlı Kuvvetleri, İç Hizmet Kanunu'nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti'ni kollama ve koruma görevini yüce Türk milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur."Neymiş? "İç Hizmet Kanunu'nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti'ni kollama ve koruma görevi"ne dayanarak ordu yönetime el koymuş. CHP'nin referanduma karşı hamle olarak gündeme getirdiği 35. madde, işte bu meşhur cümlenin içinde yer alan "el koyma"nın kanuni dayanağı. Yani, İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesi. 35. madde aynen şöyle diyor: "Silahlı Kuvvetler'in vazifesi; Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti'ni kollamak ve korumaktır." Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Suha Okay, CHP'nin bu maddenin değiştirilmesi veya toptan kaldırılması için bir kanun teklifi vereceğini açıklıyor ve AK Parti'yi hedef alarak ekliyor: "Var mısın, yok musun?" İktidar, gecikmeden olumlu karşılık veriyor. Öyle anlaşılıyor ki Türkiye bu 35. madde belasından kurtulacak. Kimin sayesinde? Demokrasi içinde yaşamaya azmetmiş koca millet olarak hepimiz CHP'ye bu teşebbüsünden dolayı şükran duyacağız. Ama küçük bir sorun var. İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesi askerî darbelerin kanunî dayanağı değil, hukukçuların tamamına saç baş yolduran saçma bir bahaneden ibaret. Maddeyi dikkatle okuyanlar bu maddenin aynı zamanda askerî darbeyi "bir anayasa" suçu olarak nitelediğini fark edebilir. Çünkü bu maddenin TSK'ya verdiği görev "anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti'ni koruma" görevidir. Darbe yaparsanız "anayasa ile tayin edilmiş olan" birçok şeyi yıkmış oluyorsunuz. Hatta, 12 Eylül darbecilerinin yaptığı gibi birçok şeyi değil, Anayasa'yı bütünüyle "ilga" etmiş ve 35. maddeye göre suç işlemiş oluyorsunuz. Vurgulayalım: 35. madde Anayasa'nın ilk dört maddesini referans almıyor, bütününe atıfta bulunuyor. Tersini düşünsek bile bir kanun maddesine dayanarak Anayasa'yı toptan kaldırmak tam bir komedi değil mi? Silah hakim olduğu zaman akıl dumura uğrar. Kim bilir Kenan Evren "Netekim bu darbeyi yapacağız da millete ne diyeceğiz?" diye sorduğu zaman bir akl-ı evvel çıkıp bu maddeyi hatırlatmıştır. Bu madde askerî darbenin gerekçesi değil bahanesi. Kaldırılsın mı? Elbette. Hiç olmazsa darbecilerin kullandığı bir bahane kaldırılarak Meclis, darbe karşıtı bir irade sergilemiş olacak. Halkın duygularına tercüman olarak darbecilere bir mesaj verilecek. CHP'nin darbe önleme mantığını sürdürürsek bu maddenin yerine şöyle bir ifade koymamız lâzım: "Ayol darbeci kahrol e mi?" Eh bu da fena değil. Hiç yoktan iyi…”
 
 GAZETESİ
 
AHMET TAŞGETİREN
“Fitne”
“…"Fitne çıkarıyorsunuz" diyordu telefonun ucundaki ses. Bir MHP yöneticisiydi o. MHP'nin "Hayırcı" duruşuna yönelik değerlendirmelerime bozulmuştu. Ağız bildik ağızdı. "Fitne" tanımlaması anlamlıydı. Belli ki tabanla tavan arasında fırtına esmekteydi. Yönetim o fırtınanın sebebini medyadaki değerlendirmelere ya da diyelim AK Parti'nin propagandasına bağlıyordu. Oysa akıl var, iz'an vardı ve MHP tabanı, tavanın "Hayırcı" duruşuna bir anlam verememekteydi. MHP'nin tavanı "küfür"den öte bir makul izah getirseydi. Başından beri yazıyorum, MHP'nin Anayasa değişikliğine "Hayır" demek için tek makul gerekçesi bulunmuyor. MHP'yi "Akıl dışı retçi cephe" içinde gösterdiğim için de bana bozulmuşlardı. Aslında CHP için de gerekçe yok, MHP için de BDP için de... O yüzden üç partinin tabanı da "Niçin" "Hayır" vereceklerini izahta zorlanıyorlar. Onun için üç partinin tavanı da tartışmayı, Anayasa alanından alıp, küfür-kıyamet dozunda, AK Parti karşıtlığına eklemlemeye çalışıyorlar. Yani, AK Parti karşıtlığından, Anayasa karşıtlığı üretmeye çalışıyorlar. Solaydınlar CHP'nin "Hayır"ını sorguluyorlar. Kürt aydınlar BDP'nin "Hayır"ını sorguluyorlar. Milliyetçi aydınlar MHP'nin "Hayır"ını sorguluyorlar. CHP, başına "Evet" kaskı takıp, Tayyip Erdoğan'ın mitingine katılan "CHP'li" belediye başkanını cezalandırmaya hazırlanıyormuş…”
 
Nuh Gönültaş
Ses ver gözbebeğimiz
“…Türk Silahlı Kuvvetleri'nin artık "toplumun gözbebeği" olduğunu sanmıyorum. TSK ile ilgili "güvenilirlik anketlerini" kim yapar bilmiyorum. Ama bu anketlerin sonuçlarına hep kuşku ile bakmışımdır. Zaten bu konuda yapılacak herhangi bir anketin gerçek sonuçları hiçbir zaman yayınlanmaz! Dünyanın neresinde olur böyle bir şey? Siz halkın değerlerine karşı darbe üstüne darbe planları yapın... Eşi, annesi, ablası vs. başörtülü ya da dindar diye subayları ordudan atın... Hiç üzerinize vazife olmadığı halde ezanın Türkçe okunması gibi konulara bulaşın... Halkın değerlerini "irtica" diye niteleyin... Kutlu Doğum Haftası münasebeti ile program yapan çocuklar konusunu muhtıralara konu edin... Sonra da bu halk sizi en güvenilir kurum olarak seçsin. Bu mümkün mü? Sizin çocuklarınız askere gitsin, sonra da TSK'nın kendi döşediği mayınla ölsün, siz hâlâ "Kahraman ordumuz gözbebeğimizdir" deyin. Gözbebeğimiz oğlumuzdu. O da şehit oldu. Allah rahmet etsin! Sizin oğlunuz askere gitsin. Bir subay ona pimi çekilmiş el bombasını versin. Sonra o bomba patlasın. Sizin gözbebeğinizle birlikte başka vatandaşlarımızın üç gözbebeği daha şehit olsun. Ve siz hâlâ "Kahraman ordumuz gözbebeğimizdir" deyin. Askere yolladığımız çocuklarımız gözbebeklerimizdi. Onlar da şehit oldu. Allah rahmet etsin…”
 
 
 
 
 GAZETESİ
 
EGEMEN BAĞIŞ
Tarihi fırsata ‘Evet’
“…12 Eylül günü demokrasiye "evet" diyeceğiz... Değişim ve gelişim iradesine "evet" diyeceğiz... Kalkınmaya, adil bir hukuk düzenine, eşitsizliklerin ortadan kalkmasına, işçi ve memurlarımızın daha çok hak elde etmesine "evet" diyeceğiz... 12 Eylül'de yapılacak referandum, Türkiye'nin yakın tarihinde yaşanan acılarla yüzleşip, bu acılardan arınmak için olduğu kadar; ülkemizin gelecek tasavvuru açısından da kaçırılmaması gereken tarihi bir fırsattır. Millet egemenliğinin gerçek anlamda hayata geçirilmesi, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" düsturunun hâkim kılınması için 12 Eylül 2010 tarihi, bir milat olacaktır. 12 Eylül referandumu, kendi milletini tehdit olarak gören, çobanın oyu ile kendi oyunun eşit olmasını hazmedemeyen zihniyete vurulacak son darbedir. 12 Eylül'de Türkiye, Mevlânâ'nın dediği gibi "Şimdi yeni şeyler söylemek lazım" diyeceği yeni bir güne adım atacaktır. Türk milleti bu ülkenin değerlerinin, genç beyinlerin nasıl bir hiç uğruna, boş bir dava uğruna birbirlerine düşürüldüğünü hiçbir zaman hatırından çıkarmadı. Demokrasinin istisna olmasını, Türkiye'ye ve Türk milletine layık görülen olağanüstü koşulları milletimiz hiçbir zaman hak etmedi. Öte yandan, anti demokratik girişimler karşısında milletin sessiz kaldığını düşünenler ve "milletin bize eli mahkûm" diyenler de sandıklar karşısında her zaman aciz ve yenik duruma düştüler. 12 Eylül 2010 tarihinde de Türkiye'yi 30 yıl öncesine döndürmek isteyenler sandık karşısında bir kez daha yenilgiye uğrayacaklardır. Esasen şimdiden o günün sonuçlarını görüyorlar ve referandumda "hayır" çağrısı yaparken dahi içine düştükleri çelişkinin utancını yaşıyorlar. Sokakların "evet" çağrılarını gördükçe kendilerinin siyasi akıbetinden endişe ediyorlar…”
 
Taraf    GAZETESİ
 
AHMET ALTAN
Görürken...
“…Şimdi sıkı durun. Sislerin içinden üstümüze doğru gelen bir gemi gibi gittikçe büyüyerek önümüze dikilen gerçekler hiç kimseyi sevindirmeyecek çünkü. Ne Türkler hoşlanacak bunlardan, ne de Kürtler. Orduyla PKK arasındaki savaş yirmi beş yıldır sürüyor. Savaş "askerî" açıdan hiçbir yere varmıyor. Ama "siyasi" açıdan ciddi sonuçlar yaratıyor. Türkiye asla "demokratik", "adil", "özgür" bir düzene kavuşamıyor, Türk tarafında da Kürt tarafında da "siviller" asla güçlenemiyor. Biz bu savaşın içinde neler yaşandığını hiç bilmedik. Medya, savaşın "gerçeklerini" hiç kurcalamadı... Tam "barış" ilan edilecekken Türk subaylarının "yola çıkardığı" ve PKK'lıların öldürdüğü 33 asker konusunu bile gerektiği gibi sorgulamadı.
Bu kanlı "işbirliği" nasıl gerçekleşti diye kimse sormadı. Bu olayı ne Genelkurmay açıklayabildi ne de PKK. Sanki ikisinden de habersiz bir olay olmuş gibi davrandılar. Dağlıca baskınından sonra "baskında" yaşananların sorumluluğu "esir düşen" askerlerin üstüne yıkılmaya çalışıldığında bizim gazete işin üstüne gitti. Ve, Dağlıca gerçekleri açığa çıktı. Dağlıca'ya baskın yapılacağını ordu biliyordu, istihbarat raporları bunu önceden bildirmişti, hiçbir önlem alınmamış, tam aksine Dağlıca taburundaki asker sayısı azaltılmış, PKK'nın geleceği yoldaki mevziler boşaltılmış, askerlerin el bombaları toplatılmış, komutan taburu bırakıp düğüne gitmişti. Ordu, Dağlıca baskınını "bahane" ederek savaşı genişletmeyi, Kuzey Irak'a saldırmayı önermişti. Siyasi iktidar bu öneriyi reddetmişti Ardından Aktütün baskını geldi. PKK'lıların baskına gelişi "uydular" tarafından adım adım izlenip Genelkurmay'a bildirilmiş ama gene hiçbir önlem alınmamıştı. Ardından diğer baskınlar... Hepsinde baskının yapılacağı önceden biliniyordu ve hiçbirinde önlem alınmıyordu…”
 
YASEMİN ÇONGAR
İnegöl ve MHP
“…Önceki gece Kürtlere ait ev ve II işyerlerinin yakıldığı, taşlı, bıçaklı bir grubun bozkurt işaretleri ve "PKK'yı burada istemiyoruz" sloganlarıyla gösteri yapıp, arabaları ateşe verdiği, üç kişiyi yaraladığı İnegöl, dün akşam ben bu yazıya başlarken, istim üstündeydi. Olaylar üzerine İnegöl'e giden arkadaşımız Fırat Alkaç, "Kürt mahalleleri çok tedirgin. Bu gece her şey olabilir korkusu hâkim" dedi telefonda ve benim sorum üzerine, ekledi: "Eylemi yapan gruptakiler MHP'ye yakın... Ülkü Ocakları'nın burada merkezi var, zaten dünkü kavga öncesinde, Devlet Bahçeli'nin ilçedeki mitingi ardından ülkücüler yürüyüş yapmış ve olayın çıktığı caddedeki güvenlik kameralarını tahrip etmişler." Sonrası ise, bugünkü manşetimizde de okuyabileceğiniz gibi, "Buradan bir daha geçme" diyerek bir Kürt minibüs şoförünü döven ülkücü grubun ya da Bursa Valisi'nin tuhaf tarifiyle, "aslında vatansever ama alkollü gençlerin" çaktığı kibritle tutuşan bir Türk-Kürt kavgası... İnegöl'de yaşananların basbayağı "siyasi" olduğunu düşünüyorum ben… Ancak bence, İnegöl'deki gerginliğin geri planında, çok önemli bir siyasi faktör daha var; MHP'deki taban kaymasından söz ediyorum. Yakın zaman öncesine dek, milliyetçi muhafazakâr kesimler arasında AKP'nin alternatifi olabilecek potansiyelde sahici bir siyaset yürüten; ayaklarını gerçek bir toplumsal zemine basan; devletçi zihniyetin sözcülüğüne kalkışmayan; özellikle Ergenekoncu çevreye ve onların medet umduğu sokak senaryolarına uzak durmaya özen gösteren bir MHP ile karşı karşıyaydık. Ve bence, MHP'nin bu profilinde Devlet Bahçeli'nin de katkısı vardı. Ama bu profil, AKP'nin Demokratik Açılım hamlesi, ardından da Anayasa değişiklik paketini gündeme getirmesiyle hızla değişmeye başladı; Bahçeli'nin demeçleri günden güne daha hırçın, daha sorumsuz, daha provokatif bir hâl aldı ve en önemlisi de, MHP kendisini artan ölçüde devletçi reflekslere teslim etmeye başladı… Bu değişimle MHP, devletin sillesini yemiş, ikinci sınıf vatandaş muamelesinden bıkkın milliyetçi muhafazakârların desteğini, AKP'ye ve belki artan ölçüde de, BBP'ye kaptırabilir. Referandumda "hayır" için yürütülen kampanyanın MHP tabanında yarattığı rahatsızlık da, bir yandan partinin oy kaybını, bir yandan da, tabandaki siyasi kaymayı hızlandırabilir. Bahçeli, bu gidişatın farkında olmalı ki, siyasetini artan ölçüde, "Kürt düşmanlığı" üreten bir söyleme tahvil ediyor; referandum mitinglerinde, sözlerini tartmadan konuşuyor, nefret propagandasından kaçınmıyor…Umarım Bahçeli de, İnegöl olayları üzerine durup düşünür biraz…”
 
 GAZETESİ
 
FİKRET BİLA
YAŞ, yargının gündeminde olmamalı
“…İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 102 muvazzaf ve emekli subayın yakalanması ve tutuklanmasına ilişkin kararı, Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) toplantısı açısından tartışılıyor. YAŞ toplantısına çok kısa bir süre önce verilen bu kararın, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK) terfileri etkileyeceği üzerinde duruluyor. Zamanlamaya bu açıdan dikkat çekiliyor. 102 kişi arasında halen görevde olan 28 general ve amiral var. Bunlardan 11’inin dosyası ise, YAŞ’ta ele alınacak. Avukatlar karara itirazlarını dün yaptılar. Tutuklama kararları, bu itirazların sonuçlandırılmasıyla kesinleşecek… Bu kararı ve eleştirileri dün Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’le konuştum. Çiçek’e yönelttiğim sorular ve verdiği yanıtlar şöyle: -Yakalama ve tutuklama kararının YAŞ toplantısından kısa bir süre önce verilmesi eleştiri konusu oldu. Bu kararın YAŞ’taki terfi kararlarını etkileyeceği belirtildi ve bu nedenle zamanlamasına dikkat çekildi. Sizin görüşünüz nedir? - Ben, prensip olarak devam eden dosyalarla ilgili konuşmam. Genel olarak prensipler üzerinde konuşmak gerekirse, şu söylenebilir: Yargının gündeminde YAŞ olmamalı. Olamaz. Yargı YAŞ’la ilgili değildir, olmamalıdır. Anayasa’nın 138. maddesi açık; hâkimler bağımsızdır ve anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Dolayısıyla hâkimin bakacağı şey önündeki dosyadır, delillerdir, kanunlardır. Başka bir konuyla ilgili olamazlar. Hâkim, dosyaya sadece hukuk açısından bakar. Bir başka konuları dikkate alırsa o zaman buna yargının siyasallaşması denilir, biliyorsunuz. Duruşma gününün 4,5 ay sonraya verilmesi de eleştirildi. Sanık avukatları, bunun fiilen ceza anlamına geldiği, oysa tutuklamanın geçici bir tedbir olduğuna dikkat çektiler? - Şimdi bu tür davalar çok kapsamlı. Yanılmıyorsam iddianame 900 sayfa. Yüzlerce klasörden, binlerce belgeden oluşan davalar. Tabii bunların tek tek ve çok iyi incelenmesi gerekiyor. Bu da zaman alıyor. Dünyanın her ülkesinde bu tür davalar zaman alır. Yargı kılı kırk yarmalı. Elbette adaletin mümkün olan en kısa sürede tecelli etmesi hepimizin arzusudur. Ama kısa sürsün diye de alelacele, üstünkörü inceleme yapılamaz ve böyle hüküm verilemez. Adaletin tecellisi için çok iyi inceleme yapılması gerekir. Hukukun yerli yerine oturtulması gerekir. Hâkimlerin bu evrakları incelemesi gerekir. Tabii yargının hak mahrumiyetine de sebebiyet vermemesi gerekir. Tutukluluk haliyle ilgili olarak kamuoyunda yanlış bir yargı var. Zannediliyor ki, bir kişi diyelim 3 ay, 5 ay, bir yıl tutuklu kalıyorsa, o süre zarfında dosyası hiç değerlendirilmiyor. Hayır, öyle değil. Tutuklunun dosyası bir ayı geçmeden tutukluluk hali bakımından incelenir. Her bir aylık sürede bu dosya yeniden değerlendirilir. Belki açık celse yapılmaz ama avukatlar itirazlarını yaparlar, hâkimler incelerler, yani ara kararlar olur. Çiçek’e, CHP’nin, TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesiyle ilgili yasa teklifini TBMM’ye getireceğini anımsatarak, tutumlarının ne olacağını sorduğumda da şu yanıtı verdi: -CHP’nin ne getireceğini bilmiyoruz, tekliflerini bir getirsinler, içeriğini bir görelim. Daha önce de 12 Eylül’le ilgili olarak ‘geçici 15. maddeyi kaldırın, biz teklif vereceğiz’ diyorlardı, getirdik, şimdiki tavırlarını görüyorsunuz. Onun için CHP’nin 35. maddeyle ilgili olarak ne getireceğini bir görelim. Biz prensip olarak demokrasinin standartlarını artıracak düzenlemeden yana bir partiyiz. Yaptıklarımızla da bunu kanıtlamış bir partiyiz…”
 
 GAZETESİ
 
AKİF BEKİ
‘Hayır’cının kahvesine buyurun
“…Kılıçdaroğlu’na ‘açık müracaat’ımdır. Ret cephesine katılmak, saflarına dahil olmak için randevu talep ediyorum. Bahsettiği ‘Hayır’ kahvesinden içmek istiyorum, ben de. Ordu konuşmasında, ‘Evet’çilere acı kahve ikram etmeye çağırıyordu halkı. ‘Önümüzde bir fırsat var’ diyordu. “Hayır oyunun rengi kahverengi. Kahvenin de 40 yıl hatırı var. Bunlara öyle bir ders verin ki, 40 yıl unutamasınlar.” Mecaz dilini çok iyi kullanıyor; hitabette çabuk ustalaştı.
Vurucu argümanlarla, aklına hitap ediyor kalabalıkların. İtiraf ediyorum, etkilendim bulduğu metafordan. Şu saate kadar duyduğum en güçlü ‘Hayır’ gerekçesiydi. Kahve ile kahverengi oy arasında kurduğu kafiyeli renk bağı, gayet ikna edici. CHP’nin, darbelerle hesaplaşmaya neden ‘Hayır’ dediğini, artık anlamış bulunuyorum. Çünkü, ‘Hayır’ın rengi kahverengi ve bir fincan kahvenin de 40 yıl hatırı var. Kılıçdaroğlu’nun 35. madde manevrası da zekiceydi.Darbe için askere davetiye çıkaran yasa maddesini ‘kaldıralım’, demişti. Başbakan’dan olumlu karşılık alınca da, karışık tepkiler vermeye başlamıştı. ‘Uzlaşmayla çıkaralım’ diyen Erdoğan’a cevabı, ‘Çoğunluk sizde, siz yapın’ şeklinde olmuştu. 35. maddenin pimini çekip, AK Parti’nin kucağına fırlatırken görmüştük onu. Olay mahallinden hızla uzaklaşmaya çalıştı ama, başaramadı. Başbakan Erdoğan’ın niyeti, arkasından koşup kovalamak, peşini bırakmamaktı. Sıyrılmasına izin vermeyecekti. Hafta sonu Elazığ’da, biz gazetecilerle sohbetinde vermişti bu izlenimi… Niçin ‘Hayır’ diyordu, CHP? AK Parti, çoğunluğuna güvenip Anayasa’yı tek başına değiştirdiği için. Uzlaşma yerine, 35. maddeyi iktidar çoğunluğuna havale etmek istemedi mi peki? Baş gerekçesini öldürmedi mi şimdi Kılıçdaroğlu? 12 Eylül’ün uzantısıdır diye, Anayasa paketine ret oyu vereceğini söylüyordu, CHP. Darbe anayasası değişiyor, darbecilere yargı yolu açılıyorsa, bu gerekçe de kendi kendini çürütmüş olmuyor mu zaten? Geriye, acı kahvenin cinaslı kahverengisi kalıyor ellerinde. Ciddi mi, ciddi; inandırıcı mı, inandırıcı... Sizi niye güldürüyor o halde?...”
 
 GAZETESİ
 
EMİN PAZARCI
Bu nasıl demokrasi?
“…Türkiye , bir referanduma gidiyor. Kural olarak, anayasa değişikliği paketi vatandaşa sorulacak. Milli idare ne derse, o olacak. Oysa, kağıt üzerinde yazılanlarla gerçekler aynı değil! Siyasi partilerin kurumsal olarak ortaya koydukları irade, vatandaşın iradesinin üzerinde. Seçmeni, vicdanı ile baş başa bırakan yok. Ortaya çıkan şu tabloya bakın: Partiler, referandumda kendi istedikleri sonucun çıkması için sadece kampanyalar düzenlemiyorlar. Milleti baskı altına almak için de ellerinden geleni yapıyorlar. Baskının bini bir para... Üstüne üstlük, örtülü tehdit bile var! Mehmet Şerif Memioğlu, Bingöl'ün Yedisu İlçesi'nde dört dönemdir CHP'den belediye başkanlığı yapıyor. Ama, partisinden farklı düşünüyor. Memioğlu, "Bütün ailem CHP'li" diyor: -12 Eylül Darbesi'nde onlar, yakınlarım ve komşularım büyük acılar çektiler. Ardından, referandumda oyunun "evet" olduğunu açıklıyor:
- Ben bu darbe anayasasının değişmesine nasıl "hayır" dedim? Halkım huzur bulacaksa, benim oyum evet. Sen misin bunu diyen? CHP Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Süha Okay, Memioğlu'nun bu tavrından dolayı disipline verileceğini söylüyor. Bir başka ifade ile CHP, Mehmet Şerif Memioğlu'na "Sen nasıl böyle düşünürsün?" diyor. Memioğlu'nun düşüncesini yargılamaya kalkıyor! Soruyorum, bunun neresi demokrasi?...Referanduma mı gidiyoruz?..Bırakın vatandaşı, vicdanı ile baş başa kalıp düşünsün! Dileyen değişikliğe "evet" oyu versin, isteyen "hayır" desin. Sandıklar açıldıktan sonra da "Milli İrade"nin ne dediği ortaya çıksın. Halkın önüne sandık konulduğuna göre... Bırakın kararı o versin!...”
 
  GAZETESİ
 
A.İHSAN KARAHASANOĞLU
Yasakçıların mı, halkın mı vekilisin Osman bey?
“…Devlet Bahçeli parti genel başkanıdır. Bazen halkın istekleri dışında, üst politikaların takipçisi olabilir. Normaldir. Oktay Vural'ın; burjuvazi görüntüsü ile, halktan kopuk politikaların sözcüsü olmasına alışığız. Mehmet Şandır'ın; ne söylediğini kendisinin de anlamadığı buyurgan konuşmalarını kanıksamayan kalmadı zaten. Ama halkın içinden gelenlere ne oluyor? Örneğin MHP Genel Başkan Yardımcısı Osman Çakır. Yıllarca öğretim üyeliği yaptı. 19 Mayıs Ûniversitesi'nin rektörlüğünü yaptı.. Hem de en zor dönemde. Yani 28 Şubat günlerinde.. Sonrasındaki yıllarda, despotların kumpasıyla ayağı kaydırıldı. Yasakçıların haksız suçlamalarına muhatap oldu. Şimdi MHP'den milletvekili. Halkla diyalogu olan bir isim.. Ama üst yönetimin buyurganlığı o kadar zorlayıcı olmalı ki. Osman bey gibi halkın içinden gelen bir isim bile, üstelik Gümüşhane gibi hassasiyetleri bilinen bir ilde bakın neler söylemiş: "Anayasa, partilerin işine gelmediği yerleri değiştireceği, işine gelenlere ise göz yumacağı alelade metinler değildir!" Haydaaa. Bunu kim söylüyor? CHP'li Önder Sav söylese normaldir. İşçi Partisi Başkanı Doğu Perinçek söylese normaldir. Cumhuriyet yazarı Hikmet Çetinkaya söylese normaldir. Darbeci filan emekli general söylese normaldir. Ama. halkın içinden gelen bir milliyetçi profesör bunu nasıl söyleyebilir? Buyurun açıklayın sayın Çakır, milletin vekili, milletin iradesinin oluştuğu bir Mecliste bunu nasıl söyleyebilir? Veya şöyle soralım sorumuzu: "Peki anayasa metinleri, nasıl metinlerdir sayın Çakır?" Kutsal metinler midir? Darbecilerin yaptıkları; haşa "dokunulamaz" metinler, ama milletin seçtiklerinin yapacakları ise. "Öyle kafanıza göre değiştiremezsiniz" diye çıkışılacak metinler midir? Siz kimin milletvekilisiniz Osman bey? Darbecilerin mi? Yoksa halkın mı?...”
 
 GAZETESİ
 
NURİ ELİBOL
35.madde kaldırılsın mı?
“…Darbelere dayanak yapıldığı iddia edilen meşhur İç Hizmet Kanununun 35. Maddesinin kaldırılması veya değiştirilmesi referandum arifesinde siyasetin malzemesi hâline geldi. Bizim siyasetçilerin amacı üzüm yemek değil akılları karıştırmak, rakibini köşeye sıkıştırmak.
Anayasada; Demokratikleşme ve AB sürecinin devamını engelleyen anti demokratik maddeleri değiştirmek için iktidar partisi, tüm siyasi partilerin kapısını çaldı. Amaçları, yapacakları değişiklikleri anlatmak ve varsa siyasi partilerin önerilerini almaktı. Mecliste grubu bulunan iki parti, AK Parti’ye randevu vermedi. “Çay içip giderler, taslağın kapağını bile açmadan iade ederiz” dediler. Onlar da, “Paşa keyfiniz bilir” deyip diğer partileri ve STK’ları ziyaret ettiler, önerilerini aldılar. Hazırlıklarını revize edip meclise getirdiler. Her öneriye incelemeden “hayır” deyip sonradan AYM’ye taşıyacağınıza o gün milletin karşısına çıkıp, “Ey millet AK Parti’nin hazırladığı anayasa değişikliği taslağını inceledik. Kendileriyle görüştük. Önerilerinden şunları makul, şunları da yanlış bulduk. Ayrıca biz de YÖK’ün kaldırılması, 35. maddenin kaldırılması gibi öneriler sunduk” deseydiniz, ben bugün referanduma giderken, gündeme getirdiğiniz önerilere saygı duyar, desteklerdim. Bir taraftan askere sivil yargı yolunu açan düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi’ne taşıyarak iptal ettirip öbür yandan, “35. maddeyi kaldırın” derseniz ve bu teklifi de meclis tatile girmeden yarım gün önce yaparsanız kim inanır samimi olduğunuza?...”
 
 
M.NECATİ ÖZFATURA
Demokrasiye “Evet”
“…12 Eylül 2010 tarihinde “Anayasa değişiklik paketi”ne evet diyenler, demokrasiye evet demenin ötesinde 73 milyon insanın menfaatine yol açmış olacaklardır. Referandumda hayır diyecek olan CHP, MHP, BDP ve İP niyetleri, görüşleri ve menfaatleri değişik olsa da neticede aynı noktada birleşmektedirler. Demokrasiye hayır vesayete evet diyen partiler kendi menfaatini halkın menfaatinin üstünde tutanlardır. Balıkesir’in Altınova, Ayvalık ve Edremit ilçelerinde vatandaşlara seslenen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlunun, “Onlar, anayasa değişikliği ile bizim haklarımızı, özgürlüklerimizi almak istiyorlar. Onun için referandumda hayır diyeceğiz. Bunlar yargıya da el attılar. Nereye kaçarlarsa kaçsınlar hesap soracağız” sözleri akıl, mantık ve mevcut gerçeklere ters görüşlerdir…
 
 
DIŞ BASIN ÖZETLERİ
 
 
THE NEWS:TÜRK TAVRI
21 Temmuz 2010-Rizvan Asker
Gazze'ye gitmek üzere olan bir gemiye bir süre önce İsrail'in düzenlediği baskın, İsrail ile Türkiye arasında bir süredir soğuyan ilişkileri şimdiye kadarki en alt düzeyine indirdi. Eğer Ankara'daki mevcut öfke sürerse Türk-İsrail ilişkileri önümüzdeki günlerde kopacak gibi görünüyor. NATO üyesi Türkiye, uzun bir zaman İslam dünyasında İsrail'in en yakın dostuydu. İki ülke arasındaki ticaret hacmi, 2009 yılında 2.5 milyar dolardı. Fakat İsrail'in akılsız şovenizmi ve tetiğe hemen basma eğilimi, iki ülkeyi büyük bir diplomatik krize sürükledi. İsrail'deki elçisini çağıran Türkiye, siyonist devletle askerî iş birliğini durdurmayı planlıyor. Türkiye ile İsrail'in, 1950'li yıllara dayanan gizli bir askerî iş birliği tarihi var. Türk yorumcular, bu iş birliği için "hayalet ittifak" derler. 1996'da iki ülke, İsrail pilotlarının Türk hava sahasında eğitim görmesine izin veren bir anlaşma imzaladı. Karşılığında İsrail, Türkiye'ye savaş uçakları ve yüksek teknolojili ekipman verdi. Erdoğan'ın 2002'de iktidara gelmesinden bu yana Türkiye ile İsrail arasındaki yakın iş birliği artan bir şekilde sorunlu hâle geldi. Geçen sonbaharda Türkiye, İsrail'in NATO'nun Türk Hava sahasında düzenlediği bir hava tatbikatına katılmasını engelledi. Basında yer alan haberlere göre Türkiye, 7.5 milyar doları bulan askerî anlaşmaları donduracak. Ortak tatbikatlar, pilotların eğitimi de dâhil askerî iş birliği ve istihbarat paylaşımı da durdurulacak. Türk yetkilileri, İsrail'in, Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı uluslararası askerî tatbikatlara katılmasına izin verilmeyeceğini kesin bir dille belirttiler. Türkiye, İsrail'in savaş uçaklarının hava sahasına girmesine izin vermiyor. Bir süre önce Polonya'daki ölüm kampı Auschwitz'e İsrailli subayları taşıyan bir uçağın Türk hava sahasında uçmasına izin verilmedi. Türkiye ayrıca bir futbol takımını İsrail'den ülkeye çağırdı. Geçmişte Türkiye'nin, İsrail ile sıcak ilişkilerine dayanak olarak kullanılan halkın algısında da derin bir erozyon meydana geldi. Bu gerçek, şu olaylara bakılarak tespit edilebilir: 2003'te Türk toplumu, Erdoğan'ın öncülüğündeki hükümetin, Amerika'nın Irak'a saldırmak için Türk topraklarını kullanma izni vermesine müsaade etmedi. Ayrıca halk, Gazze'deki savaşı protesto etmek için sokaklara döküldü. Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu' nun komşu ülkelerle "sıfır sorun" politikası da işlevini yerine getiriyor. Bu stratejiyi takip eden Erdoğan, Suriye Devlet Başkanı ile görüşmeler yaptı ve İstanbul'daki bir konferans sırasında İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejat' ı ağırladı.Türkiye, İsrail ile ilişkilerinin geleceğinin, İsrail'in şu dört alanda iş birliğine bağlı olduğunu ilan etti: İsrail, Mavi Marmara'ya düzenlediği saldırıdan dolayı özür dileyecek, tazminat ödeyecek, bu saldırının uluslararası olarak soruşturulmasına izin verecek ve Gazze kuşatmasını sona erdirecek. İsrail'in şunu anlaması gerekiyor: Süper bir ateş gücüne sahip olmak zaferi garanti etmez, İsrail askerî kudretini artık siyasi kazançlara dönüştüremeyecek.Hem İsrail hem de Türkiye ile yakın ilişkileri olan ABD'nin rolünün de hesaplanması lazım. ABD, şimdi her iki tarafı da yabancılaştırmayan bir tepki bulmak gibi hassas bir konumda. Askerî tatbikatları için Türk hava sahasını kullanıyor ve Irak'taki askerlerine erzakların çoğunluğunu Türkiye'nin güneyindeki bir üsten gönderiyor. Obama yönetimi, bu kritik noktada önemli bir rol oynamalı ve İsrail'i Orta Doğu'da bu yağmacı faaliyetlerine devam etmekten men etmelidir. Gazze ablukasını sona erdirmek ABD'nin dünyadaki imajını da düzeltir. Türkiye'yi bir kenara atmak o kadar kolay değildir. Fakat bir şey kesindir: Mavi Marmara olayı İsrail ile Türkiye'nin ilişkilerine gelecekte de gölge düşürmeye devam edecektir.
 
 
 
AP:İSRAİL-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ YAŞANAN GERGİNLİĞE RAĞMEN SÜRÜYOR
23 Temmuz 2010-Christopher Torchia
İsrail ile Türkiye arasındaki ticaret, bu yılın ilk yarısında artış gösterdi, İsrail Türkiye'ye seyahat uyarısını kaldırdı ve bir İsrail voleybol takımı bölge turnuvası öncesi bugün Türk başkentinde antrenman yaptı. Bütün bu olumlu işaretler, İsrail'in Gazze'ye yardım götüren filoya yaptığı ölümcül saldırının ardından artan gerginliğin yumuşamaya başladığını gösteriyor olabilir mi?İsrail'in siyasi dışlanmışlığından kurtulmak için onlarca yıldır verdiği mücadeleye ve Türkiye'nin kargaşaya açık bölgede güçlü bir ara bulucu olarak Orta Doğu'ya barış getirme hedefine zararı dokunabilecek bu anlaşmazlıkta iki taraf da geri adım atmadı.
Ancak analizcilere göre ülkeler arasındaki bu çıkmaz, karşılıklı sert eleştiri döneminden, her iki tarafa da ortaklıklarını korumaya yarayacak bir çözüm için zaman tanıyan daha sakin bir sürece girdi.İsrail ayrıca olayların geliştiği Türk gemisi Mavi Marmara'nın da aralarında bulunduğu altı gemiyi iade etmeye hazırlanıyor.İki ülke ilişkilerinin devam ettiğine dair bir diğer işaret de İsrail Bayan Voleybol Takımının bir spor müsabakasına katılmak üzere Ankara'ya gelmesi. Siyasetle hiç ilgisi olmasa da Takımın Ankara'da bulunması Türkiye'nin çoğu Orta Doğu ülkesinin tanımadığı bir pasaporta sahip İsrail vatandaşlarına kapılarını açmaya gönüllü olduğunu gösteriyor.Bir başka olumlu adım ise İsrail'in salı günü, halkına yaptığı Türkiye'ye seyahat uyarısını kaldırması oldu. Kararın, siyasetle ilgisinin olmadığını belirten İsrail hükûmeti, bunun, tamamen İsraillilerin maruz kaldığı tehlikeyle ilgili bir değerlendirme olduğunu söyledi.Bu gibi jestler iki ülke ilişkilerinde daha samimi bir ortam yaratmaya katkıda bulunabilir.İngiltere'de Kent Üniversitesinde uluslararası ilişkiler uzmanı olan Gülnur Aybet, Türkiye ve İsrail'in her iki tarafa da pahalıya patlayacak bir anlaşmazlıktan kaçınmaya çalıştıklarını ancak Türkiye'nin sert taleplerinin sözünden dönmesini zorlaştıracağını belirtiyor.Diplomatik ilişkiler sona ererse İsrail eskiden beri en önemli Müslüman müttefiki olan Türkiye'yi kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacak ve bölgede daha fazla dışlanacak. Türkiye ise Orta Doğu sorununda bir daha tersine çeviremeyeceği şekilde safını belirleyecek ve diplomatik prestijini yitirecek.Türkiye'nin 2008'de İsrail ile Suriye arasında yürüttüğü ara buluculuk girişimi dünyada övgü toplamasına neden olmuştu. ABD ve Avrupa, Batı'nın en önemli müttefiki olan İsrail ile Türkiye'nin anlaşmazlıklarına bir an önce son vermeleri için diretiyor. Kriz şu an için durgun seyrediyor. Türk yetkililerin dikkatleri, ülkenin iç siyasetindeki önemli bir gündem maddesi üzerinde. 12 Eylülde askerî yönetim döneminden kalma Türkiye Anayasası'na getirilen değişikliklerin oylanacağı bir referandum yapılacak. Ankara'daki Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumunun Orta Doğu uzmanı Mehmet Yeğin bu süreçte her iki ülkenin de beklentilerini aza indirgemesi ve ilişkilerini tamire yönelik adımlar atması gerektiğini söylüyor.Yeğin sözlerini şöyle sürdürüyor: "İlişkilerin iyiye gittiğinden bahsetmek için henüz çok erken. Bu yönde net bir gösterge yok."
 
AS SAFİR:ORTA DOĞU'DA TÜRKİYE: ROLÜ KORUMAK
 23 Temmuz 2010-Muhammed Nureddin
Türkiye, Orta Doğu'dan hiç ayrılmamıştı ki geri dönüşünden söz edelim. Türkiye, 2. Dünya Savaşı'ndan, hatta soğuk savaştan sonra da buradaki varlığını güçlü ve etkili bir biçimde sürdürdü. Varlığını sürdürdü; ancak Arap meselelerine karşıt ve düşman bir tarafta sürdürdü. Arap-Türk ilişkilerinin geçen 60 yılda bazı parıltılara tanık olduğu doğru ancak Türk dış politikasının Orta Doğu'daki temel çizgisi, Batı ve İsrail sisteminin belirlediği çizgiyle uyumluydu. Türkiye'nin yeni Orta Doğu rolünden söz etmek, Türkiye'nin, başlı başına bir hedef olmayan Arap ve İslam dünyasına açılımı gibi etkenlerden söz etmeden doğru olamaz. Türkiye, ne sadece Batı ile İsrail ekseninin rehini olarak kalabilirdi ne de başka bir eksenin parçası olabilirdi; aksine, Türkiye, Balkanlar'dan Kafkasya'ya, Karadeniz'den Afrika'ya, onu çevreleyen bütün dünyanın bir parçası olmalı. Nasıl ki Türkiye'nin Suriye ve Suudi Arabistan ile mükemmel ilişkileri varsa; İran, Rusya, Sırbistan ve Yunanistan ile de iyi ilişkileri var. Türkiye bu konuda her şeyden önce kendi ulusal çıkarını gerçekleştiriyor.Böylesi bir amaç, Türkiye'nin, örneğin 2007 yılında bir Filistin-İsrail zirvesine; birkaç hafta önce de Hırvatistan-Bosna-Sırbistan zirvesine ev sahipliği yapmasını gerektiriyordu.Bu ilişki, Suriye, İran ve Rusya ile sınırların açılmasını gerektirdiği gibi İsrail ile de askerî ve ekonomik anlaşmalar imzalamasını gerektiriyordu. Bununla beraber Araplar ve İsrailliler, Türkiye'nin eksenini Batı'dan Doğu'ya kaydırdığını söyleyen düşüncenin kapsamını genişletmeye başladılar. Rusya, 2008 yılında 40 milyar dolara varan ticaret hacmiyle Türkiye'nin birinci sıradaki ticari ortağı olduğunda, Türkiye'nin eksen değiştirdiği söylenmedi. Türkiye, Ermenistan'a açılıp onunla tarihî anlaşmaya imza attığında da Batı, Türkiye'nin eksen değiştirdiğini söylemedi; aksine, Hillary Clinton, ekim ayında imzalanan anlaşmayı destekleyen taraflardan biriydi. Türkiye, Yunanistan ile sadece bir günde, Cumhuriyet tarihinde imzalanan anlaşmaların toplamından daha fazla anlaşmaya imza attığında da Türkiye'nin eksen değiştirdiğini söylemediler; aksine ona alkış tuttular.Türkiye, İsrail'i eleştirmeye, Gazze'de zulme uğrayan insanları savunmaya ve Hamas'ı tanıma çağrısı yapmaya başladığındaysa Batı'nın tutumu değişti. Evet, Türkiye'nin Orta Doğu'daki rolü gelip İsrail unsurunda tıkanıyor. O İsrail ki, İspanya'nın eski Başbakanı Jose Aznar, sadece birkaç gün önce, "İsrail'in güvenliği Batı'nın güvenliği demek, yıkılması da Batı'nın yıkılması demek." demişti. Ondan önce de ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, siyonist olmak ve bununla gurur duymak için kişinin Yahudi olmasının gerekli olmadığını söylemişti. Konu İsrail olunca tarafsız olmanın imkânı yok. Türkiye'nin de tarafsız olması kabul edilemezken, nasıl olur da Filistin halkının destekçisi olur?Türkiye'nin şu anki Arap ve İslam dünyasına açılan ve İsrail politikalarına karşıt siyasi seçimleri nedeniyle, Türkiye'nin rolünü bozmaya ilişkin siyasi karar oluştu. Türkiye, son yıllarda tek başına bir eksen ve yeni bir bölgesel ve uluslararası sistemin kurucu oyuncusu hâline geldi. Abdullah Gül, iki yıl önceki Rus-Gürcü savaşında ABD'nin dünyayı tek başına yönetmesine itiraz etmiş ve çok kutuplu bir dünya sistemi çağrısı yapmıştı. Türkiye, İran ile büyük güçlerin gerçekleştiremediğini başardı. Uluslararası boyutu olan bir meselede Türkiye'nin başarılı olması yasaklandığından ve Türkiye, kendisi için çizilen sınırları aştığından, onu dizginleme kararı alındı. Bana göre mesele, Türk gücünün bağımsız boyutuna dayanıyor. Arap ve Müslüman dünyada pek çok örnek var. Batı, Batı'nın kontrolünden bağımsız bir şekilde ayaklanan her güce karşı pusuda oldu. Mehmet Ali Paşa, İngilizler'in politikasına aykırı bir adımla Büyük Suriye'yi (Greater Syria) birleştirmeye kalktığında, bizzat Osmanlı padişahının desteğiyle indirildi. Modern tarihteki örnek, Cemal Abdülnasır. Çağımızda ise İran. Bugünse bu örneklere Türkiye eklendi.Türkiye'nin Müslüman oluşu, başkalarının onun gücünü kırmaya çalışmalarının bir diğer nedeni olduğunu da unutmamak gerek. Rusya ve Çin de İran ile imzalanan nükleer anlaşmayı geçersiz kılanlar arasındaydı.