
Tanıtım ve Medya Başkanlığı
26 Ekim 2010 Salı
GÜNLÜK BASIN RAPORU
G Ü N D E M
26 EKİM 2010 SALI
1- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Mardin'den Batman'a geçecek.
- Gül, Batman Valiliği, Garnizon Komutanlığı, Batman Üniversitesi ve Belediye Başkanlığını ziyaret edecek.
- Fernas Alçı Plaka Fabrikasının açılışını yapacak olan Gül, TPAO Batı Raman Petrol Üretim Sahası ile TÜPRAŞ Batman Rafineri tesislerini ziyaretinin ardından Ankara'ya dönecek. (Saat: 10.45-16.30)
2- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Irak Kürdistan Demokratik Parti Genel Başkan Yardımcısı Neçirvan Barzani'yi, Başbakanlık Resmi Konutu'nda kabul edecek.
- Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da Barzani ile Dışişleri Konutunda çalışma yemeğinde bir araya gelecek. (Saat: 15.00/13.00)
3- AK Parti, CHP, MHP ve BDP'nin Meclis grup toplantılarında güncel konular değerlendirilecek. (Saat: 11.30/13.30/10.30/12.30)
4- Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2011 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonuna sunacak. (Saat: 10.30)
5- Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, İstanbul'da, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Genişletilmiş Başkanlar Kuruluna katılacak. (Saat: 14.00)
6- Devlet Bakanı Zafer Çağlayan ve beraberindeki heyet, Esenboğa Havalimanından Nahcıvan'a hareket ediyor.
7- Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Brüksel'deki Türkiye-AB 65. KPK toplantısının açılışında konuşacak.
- Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek ile görüşecek olan Bağış, Brüksel'den Budapeşte'ye geçecek.
8- Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, İstanbul'da Marmara Belediyeler Birliği Meclisi 2010 Yılı Olağan ikinci toplantısına katılacak. (Saat: 10.00)
9- Sağlık Bakanı Recep Akdağ ile Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Erzincan Üniversitesinin Akademik Yıl Açılış Törenine katılacak. (Saat: 11.00)
10- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer Kenya'da...
- Türkiye-Kenya Karma Ekonomik Komisyonu I. Dönem Toplantısı için Nairobi'de bulunan Dinçer, Kenya Tarım Bakanı Sally Kosgei ile görüşecek.
- Dinçer ve beraberindeki heyet, Türkiye'nin Nairobi Büyükelçiliğince onurlarına verilen yemeğe katılacak.
11- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Türkiye Elektrik-Elektronik ve Benzerleri Teknisyenleri Esnaf ve Sanatkarları Federasyonu Yönetim Kurulu üyelerini makamında kabul edecek.
- Bakan Yıldız, İstanbul'da, Lukoil Yönetim Kurulu toplantısı dolayısıyla verilecek davete katılacak. (Saat: 10.30/18.00)
12- Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Esenler'de Elektronik Kütüphane ve Gençlik Merkezinin açılışı ile Mimar Sinan Üniversitesi ile işbirliğiyle başlatılan ''Osmanlı İmparatorluğu, Cumhuriyetin İlk Yılları ve Atatürk'e ait Yanar Tabanlı Filmlerin Restorasyonu'' projesinin basın toplantısına katılacak. (Saat: 11.00/13.00)
13- Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu başkanlığında, Bakanlıkta ''İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu'' toplantısı yapılacak. (Saat: 15.00)
14- TBMM Genel Kurulunda sözlü soruların ardından gündemdeki konular görüşülecek. (Saat: 15.00)
15- AKPM Başkanı Mevlüt Çavuşoğlu, Hollanda'ya yaptığı resmi ziyaret kapsamında Lahey'de temaslarda bulunacak ve Senatoya hitap edecek.
- Çavuşoğlu, ''Modern Küresel Dünya ve Avrupa'da Türkiye'nin Rolü'' konulu yuvarlak masa toplantısına katılacak.
16- Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, bankada düzenleyeceği basın toplantısında ''Enflasyon Raporunu'' açıklayacak. (Saat: 10.00)
26 EKİM 2010 SALI GÜNDEM HABERLERİ
GÜNDEM
CUMHURBAŞKANI GÜL MARDİN'DE
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkçe, Kürtçe, Arapça ve Süryanice "hoş geldiniz" yazılı pankartlarla karşılanan Cumhurbaşkanı Gül ve eşi Hayrünnisa Gül, yeni Valilik binasının açılısına katıldı. Valilik önünde halka hitaben kısa konuşma yapan Gül'ün, Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi'nde Dilek Sabancı'nın resim sergisine katılacağı öğrenildi.
ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ: 100 ADRESTE ARAMA
"Şantaj ve askeri casusluk" iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında, 45'i muvazzaf asker toplam 49 kişiye yönelik operasyon çerçevesinde, TÜBİTAK ve Genelkurmay Başkanlığı Elektronik Sistemler Komutanlığının da (GES) aralarında bulunduğu 100'e yakın adreste arama yapıldığı öğrenildi.
YENİ HSYK'DAN ANITKABİR'E ZİYARET
Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu'nun yeni üyeleri Adalet Bakanı Sadullah Ergin başkanlığında Anıtkabir'i ziyaret etti. Ergin Anıt kabir özel defterine, "HSYK olarak üzerimize düşen görevleri katılımcılık, şeffaflık, liyakat ve adalet prensipleri çerçevesinde yerine getireceğimizden kimsenin endişesi olmasın" yazdı.
İNSANSIZ HAVA ARAÇLARI TUNCELİ'DE KULLANIMDA
Tunceli'de insansız hava araçları kullanılmaya başlandı. Pülümür ilçesindeki Hasangazi Jandarma Karakolu'na geçici olarak konuşlanan insansız hava araçları sayesinde bir çok karakola yapılması plananan saldırı önceden tespit edilerek önlendiği belirtildi.
OGÜN SAMAST ÇOCUK MAHKEMESİNDE YARGILANACAK
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin davanın tutuklu sanıklarından Ogün Samast'ın, dosyasının ayrılarak İstanbul nöbetçi Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesi kararlaştırıldı.
SINAV GÜVENLİĞİNE MİT DESTEĞİ
KPSS'deki iddialar nedeniyle ertelenen sınavlar yapılmaya başlandı. ÖSYM, sorular basılmadan önce matbaayı MİT uzmanlarına kontrol ettirdi.
EKONOMİ
PİYASALAR
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) Bileşik Endeksi günün tamamında 83 puanlık düşüşle 70.923 puandan tamamladı. Hisse senetleri günlük ortalama yüzde 0,12 değer yitirdi. İstanbul serbest piyasada, kapanış saatlerinde doların satış fiyatı 1,4140 lira, avronun satış fiyatı 1,9820 lira oldu. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım Satım Pazarında işlem gören 25 Nisan 2012 vadeli, bugün valörlü tahvilin bileşik faizi, önceki kapanışa göre değişmeyerek yüzde 7,70'ten kapandı.Bu tahvilin basit getirisi de değişmeyerek yüzde 7,85 oldu.
BABACAN'DAN ELEKTRİK, SU BORCUNU ÖDEYEMEYENE MÜJDE
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, elektrik, su ve emlak vergisi borçlarının yeniden yapılandırılacağını açıkladı. Maliyet kalemlerinde anormal değişiklik olmadıkça akaryakıt ve doğalgaza zam yapmayı düşünmediklerini söyleyen Bakan Babacan, 2B'lerle ilgili çalışmanın belli bir noktaya geldiğini söyleyen Bakan Babacan, çalışmayı en kısa sürede tamamlayıp, Meclis'e sunacaklarını bildirdi.
KOBİ'LERE 3 MİLYAR YENİ KAYNAK GELİYOR
Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, KOBİ'lere 3 milyar lira tutarındaki yeni finansman desteği geleceği müjdesini verdi. Kriz döneminde faizsiz destekledikleri KOBİ'lere kasım ayında başlayacak projeyle yüzde 75 faiz desteği sağlayacaklarını belirten Ergün, kalan yüzde 25'lik kısmın da anlaşma yapılacak 20 banka tarafından karşılanabileceğini ifade etti. Ergün kredide üst limitin 30 bin liradan 100 bin liraya çıkarılacağını söyledi.
İHRACATÇIYA 40 MİLYON DOLAR DESTEK
Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, ihracatçılara işbirliği projeleri kapsamında 2011 yılında 35-40 milyon dolar civarında bir destek vereceklerini ifade ederek, "İhracatçıların, eğitim ve danışmanlık faaliyet giderlerinin 400 bin dolara kadarını, yurt dışı pazarlama programları kapsamında gerçekleştirilecek faaliyet giderlerinin program başına 150 bin dolara kadarını biz karşılayacağız" dedi.
POLİTİKA
CHP'DEN 29 EKİM AÇIKLAMASI
CHP Grup Başkanvekili Hakkı Süha Okay Çankaya Köşkü'ndeki 29 Ekim Resepsiyonuna katılımla ilgili bağlayıcı karar almayacaklarını açıkladı.Okay, CHP MYK toplantısının ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, "Milletvekili arkadaşlarımızdan dileyen katılabilir, dileyen katılmaz" dedi.
BBP'DEN ERBAKAN'A "HAYIRLI OLSUN" ZİYARETİ
Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Yalçın Topçu, Saadet Partisi'ne yeniden Genel Başkan seçilen Necmettin Erbakan'a hayırlı olsun ziyaretinde bulundu.
KURTULMUŞ'UN PARTİSİ 1 KASIM'DA KURULUYOR
Saadet Partisi ve Necmettin Erbakan ile yollarını ayıran Saadet Partisi eski Genel Başkanı Numan Kurtulmuş'un, yeni kuracağı partinin hazırlıklarının tamamlandığı belirtildi. Yeni partinin 1 ya da 2 Kasım'da kurulması beklenirken, kongrenin de 21 Kasım'da yapılacağı ifade edildi. Partinin genel merkez binasının ise, AKP Genel Merkez binasının da olduğu Söğütözü semtinde olacağı belirtildi.
DÜNYA
YUNANİSTAN-TÜRKİYE SINIRINA AB PERSONELİ
Yunanistan, yasadışı göçün engellenmesi için Türkiye ile kara sınırına AB personeli yerleştirilmesi talebinde bulundu, AB talebi kabul etti. Yunan makamlarına bağlı çalışacak AB personeli burada durum iyileşinceye dek geçici bir süreyle görev yapacak.
RUM BASINI: ÇOK KONUŞUYOR, BİR ŞEY SÖYLEMİYOR
Rum basınında çıkan bir haberde Hristofyas için, "Müzakere masasında kontrolü kaybediyor. Çok konuşuyor ama bir şey söylemiyor'' denildi.
İRAN'DA ÜNİVERSİTELERE YASAK GELDİ
İran'daki üniversitelerin sosyal bilimler bölümlerine yasak getirildi. Yasağın gerekçesi, hukuktan kadın araştırmalarına tam 12 konuda, müfredatın "İslami temellere uygun olmaması."
RUSYA İHRACAT YASAĞINI UZATTI
Rusya hükümeti hububat ihracatına uygulanan yasağın süresini uzattı. Uluslararası ajansların belirttikleri kararla yasak 30 Haziran 2011'i kadar geçerli olacak.
İRAN VE ERMENİSTAN YAKINLAŞIYOR
Ermenistan Başbakanı Tigran Sarkisyan Tahran'a bir ziyaret gerçekleştiriyor. Ziyaretin amacı iki ülke arasındaki işbirliğini geliştirmek.Ermenistan Başbakanı Sarkisyan Tahran'da, Cumhurbaşkan Yardımcısı Rıza Rahimi tarafından törenle karşılandı. Sarkisyan, iki günlük İran ziyareti arasında Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ile biraraya gelecek.
YAZILI BASIN ÖZETLERİ
’ın bazı haber başlıkları:
2012 BÜTÇESİNE GÖRE GÜL'ÜN SÜRESİ 7 YIL
YSK'nın üç yıllık programında, 2012 yılı ödeneğinin 85.1 milyon lira olması öngörüldü. Söz konusu ödenek, sadece personel ve zorunlu harcamaları kapsıyor. Dolayısıyla 2012 yılında bir seçim ödeneği konulmadı. Cumhurbaşkanı Gül'ün görev süresinin 5 yıl olması halinde, 2012 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılması gerekiyor. Cumhurbaşkanı seçiminin maliyetinin de yerel ve milletvekili seçimleri düzeyinde olacağı tahmin ediliyor. YSK'nın 2013 yılı ödeneklerinde de bir seçim kaynağı yer almadı. Gül'ün görev süresiyle ilgili olarak Başbakan Erdoğan, kararı YSK'nın vereceğini söylemişti.
65 BİN ERİN ASIL GÖREVİ GARSONLUK
Genelkurmay'm yaptığı çalışmaya göre yalnızca gazino, orduevi ve yazlık kamplarda 65 bin er 'sosyal hizmet' sınıfında askerlik yapıyor. Jandarma'nın toplam personeli ise 170 bine ulaştı. Çalışmalarda silah altına alınan Mehmetçik sayısı 470 bin olarak belirtildi. Bunlardan 65 bini 'Sosyal Hizmetler' sınıfında, 500'e yakın orduevi, tatil kampı, restoran, gazino ve lojmanlarda hizmet veriyor. Jandarma ise Türkiye'nin güvenliğini 170 bin askerle sağlıyor. 'Asker ihtiyacı' Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ndeki 'tehdit algısı'na göre 120 bin, 'eşit süre' ise 12 ay olarak önerildi. Ancak komşularla iyi ilişkilerle değişen tehdit algısının MGSB'ye yansıtılmasıyla asker ihtiyacının da azalması gündeme gelebilecek.
TOKİ'DEN EKONOMİYE 22 MİLYAR LİRA AKTI KRİZE KALKAN OLDU
Başbakan Erdoğan'ın TOKİ’nin ekonomiyi canlandırdığına dair tespitine inşaat sektörünün duayenleri destek verdi. Patronlar "22 milyar liralık hakediş çarkların dönmesini sağladı" dedi Cumhuriyet tarihinin en büyük projesi başlatıldı Bugüne kadar yatırım maliyeti yaklaşık 35 milyar lira olan 3 bin ayrı ihale gerçekleştiren Toplu Konut İdaresi (TOKİ) yaptığı 22 milyar liralık hakediş ödemesiyle ekonominin çarklarının dönmesini sağladı. Doğrudan ve dolaylı olmak üzere 800 bin kişilik istihdam sağlayan ve dargelidi vatandaşların ev sahibi olmalarına imkan tanıyan TOKİ, sektörün disipline edilmesini ve konut fiyatlarının artmasını engelleyerek, ekonomik olduğu kadar sosyal sorumluluk alanında da önemli görevler üstlendi. Dünya mortgage kriziyle sarsılırken, TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar, toplam 22 milyar liralık hakediş ödemeleriyle krizin, Türkiye ekonomisini teğet geçmesinde büyük rol oynadı. I Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Dünya ekonomisinin mortgage uygulamasıyla sarsılması ve krize sürüklenmesine rağmen biz tersine TOKİ'yi harekete geçirdik ve bu yolla Türk ekonomisini canlandırdık" sözlerine inşaat şirketlerinden destek geldi. İnşaat sektörünün duayenleri bir yandan devletin ekonomiyle ilgili 'tek bir çivi çakmasını' istemezken, diğer yandan da söz konusu TOKİ olunca 'akan suların durduğunu' çünkü TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar'ın, klasik bürokrat tanımından çıkarak, elini değil, başını taşın altına koyup proje ürettiğini belirtiyorlar. Konut sektörüne milyonlarca liralık yatırım yaparak risk alan dev inşaat şirketlerinin patronları "TOKİ bir yandan rantı yüksek arsaları bizlerle hasılat paylaşımı sistemiyle verip iyi paralar kazanırken, diğer yandan da bu paraları İstanbul'da Türkiye'de dar gelirli vatandaşların ev almalarına imkan sağlıyor.
AFRİKA'NIN KAYAN EKSENİ DÜZELTMEYE GİDİYORUM
'Uluslararası rekabetçiliğin geliştirilmesinin desteklenmesi hakkında tebliğ' ile ilgili katıldığı toplantıda Bakan Çağlayan'a Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği tarafından 1.6 kg.hk Deveci armudu hediye edildi. Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, önümüzdeki yıllarda dünyanın en önemli pazarlarından birinin Afrika ülkeleri olacağını belirtirken, "Eksen kaydı, diyorlar ya, sıkı bir Afrika turu yapacağız, Afrika'nın eksenini düzelteceğiz. Ben şimdi Afrika'ya akıncı arıyorum" dedi. Önümüzdeki dönemde sıkı bir Afrika turu yapacaklarını belirten Çağlayan, aralık ayında yanlarına maden, gıda, tekstil-konfeksiyon, otomotiv \e yedek parça, inşaat malzemeleri plastik, kimya, makine ihracatçıları ile müteahhit ve teknik müşavirleri de alarak Tunus, Fas, Fildişi, Nijerya, Gana, Ekvator, Angola, Uganda, Etiyopya'ya, 2011 Şubat ayında da Tanzanya ve Mozambik'e gideceklerini söyledi. Bu ülkelerin Afrika'da yıldızı parlayan ve ekonomileri gelişen ülkeleri olduğunu belirten Çağlayan "Libya, Nijerya'da bizimle işbirliği yapmak istiyor" dedi.
YUNANİSTAN: KRİZDEN ÇIKIŞTA TÜRKİYE'Yİ ÖRNEK ALIYORUZ
Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Kouvelis "Krizden çıkmak için mucize beklemenin yararı yok. Türkiye'nin geçmişte yaşadığı krizlerden çıkış çabasını takdir ediyor ve örnek alıyoruz" dedi. Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Spyros Kouvelis, Yunanistan'ın ciddi bir krizle karşı karşıya olduğunu belirterek "Kalkınma hamlelerine önem veriyoruz, amacımız sadece bütçe açığını kapatmak değil, kalkınma hamlelerini de geliştirmek istiyoruz. Bu nedenle yerli ve yabana yatırımın teşvikine büyük önem veriyoruz. Krizden kurtulmak için mucize beklemenin faydası yok. Türkiye'nin geçmişte karşılaştığı krizlerden çıkma çabasını övgü ile karşılıyor ve örnek alıyoruz" dedi. Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ve Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Spyros Kouvelis ile Türkiye-Yunanistan Karma Ekonomik Komisyonu (KEK) toplantılarında bir araya geldi. Bakan Egemen Bağış, Türkiye ve Yunanistan arasındaki sorunların çözümüne yönelik önemli aşamalar kaydedildiğini ve iyiye doğru bir gidişat olduğunu söyledi.
TÜRK VE TUĞLUK İÇİN SON SÖZÜ ŞAHİN SÖYLEYECEK
BDP'li Kaplan, Tuğluk ve Türk'ün vekilliklerinin iadesi için TBMM Başkanlığı'na dilekçe verdi Kapatılan DTP'nin eski Genel Başkanı Ahmet Tüık ve Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk Anayasa değişikliğini gerekçe göstererek, milletvekillerinin iadesi için bugün TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin'e dilekçeli başvuruda bulundu. Türk ve Tuğluk'un dilekçelerini veren BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, dilekçelerinin kabul olacağını iddia etti. Ancak gözler dilekçeler hakkında karar verecek olan TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin'e çevrildi. Türk ve Tuğluk'un DTP'nin kapatılmasıyla birlikte siyaset yasağı getirildiği için Anayasa'nın 84. maddesine göre milletvekillikleri düşmüştü. 12 Eylül referandumunda "kapatılan partinin milletvekilliklerinin düşmeyeceği" şeklinde değişen 84. madde kapsamında göreve iadelerini talep eden Kaplan, bağımsız milletvekilleri olmalarında engel bulunmadığını iddia etti.
’ın bazı haber başlıkları:
YENİ HSYK'NIN İLK GÜNDEMİ: ATAMALAR
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, ilk toplantısını Adalet Bakanı Sadullah Ergin başkanlığında dün yaptı. HSYK'nın yeni üyeleri, ilk olarak Anıtkabir'i ziyaret etti. Anıtkabir'deki tören Adalet Bakam Sadullah Ergin ve beraberindeki HSYK üyelerinin, Aslanlı Yol'dan yürümesiyle başladı. Daha sonra Bakan Ergin, kırmızı-beyaz karanfillerden oluşan çelengi Atatürk'ün mozolesine koydu. Buradaki törenin ardından HSYK üyeleri, Kurul'un yeni binasında ilk toplantılarını yaptı. Toplantıda 138 unvanlı hâkim ve savcının atamasının da ele alındığı bildirildi. Bakan Ergin, 2,5 saat süren toplantının ardından Danıştay Üyesi Ahmet Hamsici'nin Kurul'un geçici başkan vekilliğine seçildiğini açıkladı.
ELEKTRİK VE EMLAK VERGİSİ BORÇLARINA ÖDEME KOLAYLIĞI
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcı?Mİ sı Ali Babacan, dün NTV'de katıldığı bir programda vergi ve prim borçlannm yenider yapılandırılması konusunda önemli bilgiler verdi. Elektrik, su ve Emlak Vergisi borçlarının da bu kapsama alındığını vurgulayan Babacan, düzenlemeye bakış açılarını ise, "Vatandaş ile kamu arasındaki borç-alacak meselelerini mümkün olduğunca kapsayalım istedik." sözleriyle özetledi. Babacan, maliyet kalemlerinde anormal değişiklik olmadıkça akaryakıt ve dogalgaza zam yapmayı düşünmediklerinin de altını çizdi, a EKONOMİ 11Elektrik, su ve Emlak Vergisi | borçlarına da ödeme kolaylığı geliyor Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan vergi ve prim borçlarının yapılandırılması konusunda bakanlarla yaptıkları çalışmaların tamamlanma aşamasında olduğunu açıkladı.
BAŞBAKAN, TEMEL ATMAMA İLKESİNİ GEBZE-İZMİR OTOYOLU İÇİN BOZACAK
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, temel atmama ilkesini 11 milyar liraya mal olacak olan Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu için bozacak. Erdoğan, önümüzdeki perşembe günü İstanbul'u İzmir'e bağlayacak otoyolun temel atma törenine kaülacak. Başbakan olduğu günden beri temel atma törenlerine katılmayan Erdoğan, sadece açılış törenlerine katılıyordu. İki ay önce ihalesi tamamlanan proje ile izmir ile İstanbul arası karayolu ile ulaşımı 3,5 saate, Körfez geçişi ise 1 saatten 6 dakikaya inecek. Yap-işlet-devret yöntemiyle yapılacak proje Nurol, Özaltın, Makyol, Astaldi, Yüksel ve Göçay firmalarından oluşan bir konsorsiyumca gerçekleştirilecek. Farklı noktalardan başlanacak olan projenin 7 yılda bitirilmesi planlanıyor. Dünyanın ikinci büyük köprüsünün yer alacağı proje kapsamında 30 viyadük, 4 tünel, 230 adet köprü, 18 gişe alanı, 7 servis alanı bulunacak. Proje tamamlandığında yılda 1 milyar dolar yakıt tasarrufu sağlanacak. İstanbul'dan Bursa'ya 1 saatte, İzmir'e 3,5 saatte ve Eskişehir'e de 2 saatte gidilebilecek.
CHP'NİN BAŞÖRTÜSÜ RAPORU, ÇÖZÜM BEKLEYENLERİ HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRATACAK
Başörtüsü sorununa çözüm arayışlarında masadan kaçan CHP'nin, uzun süredir üzerinde çalıştığı raporun içeriği merak konusu oldu. Fakat alınan bilgilere göre bu rapor da çözüm beklentisi içerisinde olardan hayal kırıklığına uğratacak. Çünkü CHP, çözümü tıkayan görüşlerini aynen bu rapora da yansıtacak. CHP Bilim Araştırma Kurulu Başkam Prof. Dr. Sencer Ayata'nın öncülüğünde hazırlanan raporda, konunun bir paket halinde getirilmesi önerilecek. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve kurmaylarının da son günlerde sürekli işlediği bu teze göre, pakette, 'YÖK un ve doknulmazlıkların kaldırılması ile seçim barajının düşürülmesi' gibi hususlar yer alacak. AK Parti ile yapılan görüşmelerin detaylarının da yansıtılacağı raporda, kamusal alan ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya'nın tepki çeken bildirisi de kaynak gösterilecek. Tıpkı Başsavcı'nın bildirisinde olduğu gibi, yargı kararlarının da bağlayıcılığına dikkat çekilecek. Hukukçular arasında bile tartışma konusu olan Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi'nin (AİHM) kararlarına atıf yapılacak. Başörtüsüyle ilgili getirilecek herhangi bir düzenlemenin, AİHM kararlarının yanı sıra Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Danıştay kararlarıyla çelişilmemesi gerektiğine vurgu yapılacak.
HSYK YASASI, BAKANLAR KURULU'NDA İMZAYA AÇILDI, MECLİS'E GELİYOR
Anayasa değişikliği ile birlikte yenilenen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) uyum yasası da tamam. Adalet Bakanlığı tarafından tamamlanan tasarı, dünkü Bakanlar Kurulu'nda görüşülerek imzaya açıldı. İmzaların tamamlanmasının ardından da bugün ya da yarın TBMM gündemine gelecek. Yaklaşık 4 buçuk saat süren Bakanlar Kurulu toplantısının ardından açıklama yapan Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, TBMM gündemine getirilecek uyum yasalarının görüşüldüğünü kaydetti. Çiçek, müstakil yasaların yanı sıra bazı yasaların da uyum paketi olarak gönderileceğim ifade etti. HSYK'yı Anayasaya uyumlu hale getirecek olan yasayı da bu çerçevede değerlendirdi. Bakanlar Kurulu toplantısında, yılda iki kez gerçekleştirilen Merkez Bankası başkanı brifinglerinden biri de vardı. Başkan Durmuş Yılmaz, kurumun faaliyetleri ve para politikalarına ilişkin bilgiler verdi. Hükümet Sözcüsü Çiçek, brifingin sonuçlarına göre, ekonominin toparlanmaya devam ettiğinin görüldüğünü aktardı. Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını da cevaplayan Çiçek, 'tek tip askerlik' ya da 'bedelli' konusunun gündeme gelmediğini belirtti. Henüz çalışmanın nihai noktaya gelmemesi sebebiyle konunun görüşülmediğini aktaran Bakan, bedelli askerlik konusunun görüşüldüğü haberlerini de yalanladı. Hükümet Sözcüsü, bir soru üzerine, Hrant Dink cinayetinin katil zanlısı Ogün Samast'ın, 'Taş Atan Çocuklar Yasası'ndan yararlanması konusuna da değindi.
AVRUPA'DA IRKÇI PARTİLERİN YÜKSELİŞİNDEN ENDİŞELİYİZ
AK Parti Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, Avrupa'da artış halinde olan ırkçılık ve yabancı düşmanbğı ile mücadele için daha geniş kapsamlı tepkiler verilmesini istedi. Hollanda'ya gerçekleştirdiği resmî ziyaret kapsamında "Maastricht School of Management"ta "AKPM'nin Rolü" konulu bir konferans veren Çavuşoğlu, Hollanda'da oy oranı artan ırkçı Geert Wilders'in partisinin aslında tüm Avrupa'da ortaya çıkan trendin bir parçası olduğunu belirtti. Avrupa Konseyi olarak bundan endişe duyduklarını söyledi. Küresel kriz sonrası artış gösteren ekonomik problemler ve suç oranlarının Avrupa'daki bazı aşırılıkçı siyasi hareketler tarafından göçmenlerle ilişkilendirildiğini kaydeden Mevlüt Çavuşoğlu, "Avrupa'da yükselen bu trend umarım, her zaman altını çiziyorum, sadece ekonomik ve Avrupa'daki global krizle sınırlıdır. Aksi takdirde bu ciddi zorluklar ve sorunlar doğurur." uyarısında bulundu.
’ün bazı haber başlıkları:
MARDİN'DE GÜL'E, 4 DİLDE 'HOŞGELDİN'
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bazı ziyaret ve açılışlar için geldiği Mardin'de, Türkçe, Kürtçe, Arapça ve Süryanice "Sayın Cumhurbaşkanım Mardin'e Hoşgeldiniz" afişleriyle karşılandı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Mardin'de Belediye Başkanı Mehmet Beşir Ayanoğlu'nun astırdığı Türkçe Kürtçe, Arapça ve Süryanice "Sayın Cumhurbaşkanım Mardin'e hoşgeldiniz" yazan afişlerle karşılandı. Eşi Hayrünnisa Gül ile geldiği Mardin'de, tarihi Valilik binası önündeki resmi karşılama töreninin ardından Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi'ne geçen Gül, "Abidin Dino Mardin'de" adlı serginin açılışını yaptı. Müzede bir mermer ustasını tasvir eden balmumu heykeli inceleyen Gül, bazı ziyaretçilerin heykeli canlı zannedip "İyi çalışmalar" dediğinin aktarılması üzerine heykele "Kolay gelsin" diyerek espri yaptı. Cumhuriyet Meydanı'ndaki Çocuk Müzesi'nde açılan resim sergisini de gezen Gül, daha sonra meydandaki kahvehanede oturan vatandaşlarla sohbet etti. Vatandaşların "mırra" (acı kahve) ikram ettiği Gül'ün sonraki durağı Kasımiye Medresesi oldu. Gül, medrese avlusuna Derik'ten getirilen 200 yıllık zeytin ağacını dikti. Gül daha sonra, ilk kez Kürtçe eğitim verecek olan Mardin Artuklu Üniversitesi'nin akademik yıl açılış törenine katıldı. Gül, Garnizon Komutanlığı ve Belediye Başkanlığı'nı da ziyaret etti.
ASKERİ İDARE MAHKEMESİNİN YAPISI DEĞİŞİYOR
Anayasa değişikliğinin ardından uyum yasalarını bir bir Meclis'e gönderiyor. Başbakan Erdoğan başkanlığında, yaklaşık 4 buçuk saat süren dünkü Bakanlar Kurulu toplantısının ardından açıklama yapan Hükümet , Sözcüsü Cemil Çiçek, kurulda TBMM'ye getirilecek uyum yasalarının görüşüldüğünü kaydetti. Kurulda imzaya açılan HSYK ile ilgili yasanın ardından, Anayasa Mahkemesi ile ilgili yasa taslağı Meclis'e gönderilecek. Bunun ardından ise paket olarak iki düzenleme yapılacak. îlk olarak Askeri Ceza Kanunu ve Askeri Yüksek idare Mahkemesi (AYÎM) Kanunu Meclis'e sevk edilecek. Ardından da sosyal ve sendikal haklarla ilgili paket Meclis'e gelecek.
'KİŞİLERE GÖRE YASA ÇIKMAZ'
Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Cemil Çiçek, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından Samast'ın "suça itilen çocuklarla ilgili yasadan" yararlanması ile ilgili soru üzerine, "Çıkarılan yasalar genel ve eşit düzenlemelerdir. Herhangi bir davayı veya bir şahsı esas alarak Türkiye'de yasa çıkarılmaz. Siz genel, eşit düzenleme yaparsınız, ceza politikaları açısından belli konuları amaçlarsınız, bununla ilgili yaparsınız düzenlemeleri. Bundan istifade eden de olur etmeyen de olur. Meseleye o açıdan bakmak lazım gelir. Bizim hukukumuzda 18 yaşından küçük olan herkes çocuk sayılmaktadır. Dolayısıyla bunun adının şu veya bu olması, davasının şu dava olması, yasanın uygulaması açısından çok fazla önem arz etmez. Doğru olan ne ise o yapılır" diye konuştu. Yasanın çıkması için sivil toplum örgütlerinin de çok çaba harcadığını belirten Çiçek, "Hatta neden geç çıkarıldı diye zaman zaman serzenişler de olmuştur. O nedenle şahsa bağlı yorum yapmak doğru olmaz" dedi.
TARİFELİ UÇAKLARLA PROGRAMLARI AKSAYAN BAKANLAR DA 'JET'LENİYOR
Tarifeli uçaklarla yurtdışı ve yurtiçi programlarına yetişemeyen bakanlar için Başbakanlık devreye girdi. Bakanlar için DHMİ'deki iki Cessna Citation XLS tipi uçak satın alınıyor. Cessna'lar dünyanın en hızlı ve direkt tırmanabilen uçakları arasında Başbakanlık, tarifeli uçaklarla seyahat nedeniyle büyük sıkıntı yaşayan ve programlarına yetişemeyen bakanların talepleri üzerine iki adet kısa menzilli, hafif ve hızlı iş jeti almak için harekete geçti. Uzun süren arayışlar sonucunda bütçeye uygun iki adet iş jeti Devlet Hava Meydanları îşletmesi'nde (DHMÎ) bulundu. DHMİ'nin uçuş güvenliğini sağlayan sistemlerin kontrolünü yapmak için kullandığı 1993 model Cessna Citation V model uçaklar geçen yıl XLS modeliyle değiştirilmişti. Toplam 37.7 milyon dolara mal olan yeni uçakların getirilişi sırasında düzenlenen törene Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım da katılmıştı. Başbakanlık mühendisleri tarafından Esenboğa Havalimanı'nda incelenen uçaklar, teknik değerlendirmeler sonucunda beğenilirse DHMÎ'den satın alınarak Başbakanlık envanterine kaydedilecek. Uçakların bakanlar tarafından kullanımı için kiralama yoluna da gidilebileceği belirtiliyor.
’ın bazı haber başlıkları:
IMF'NİN YÖNETİM KOLTUĞUNDA TÜRKİYE'NİN OLMASI İÇİN GÖRÜŞ VAR
IMF'deki yönetim değişikliğinin G-20 toplantısında Türkiye'nin temsilini artırma kararı olduğunu söyledi 9 somutlaştığını belirten Bakan Babacan, kurumda . Türkiye'nin Fon yönetimine girme şansı yükseldi Artık ABD , de eleştirilecek Borçlara kolaylık geliyor IMF'nin, yeni görev alanı kapsamında gelişmiş ülkelerin ekonomisiyle ilgili rapor da hazırlayacağını kaydeden Babacan, kurumun ABD, Japonya ve Almanya'ya da eleştirilerde bulunacağını söyledi. Babacan, "IMF İcra Direktörleri Kurulu'nda bulunmak artık çok daha önemli. Küresel ekonomiyle ilgili, G-20'de tartışılan tüm konuların teknik sekretarya görevi ağırlıklı olarak IMF'ye veriliyor. Küresel ekonomiyle ilgili teknik bir ı raporlama, izleme ve tavsiyede bulunma fonksiyonu da gelecek" dedi. Uluslararası Para Fonu'ndaki (IMF) yeniden yapılanma konusunun Güney Kore'de geçtiğimiz hafta sonu düzenlenen G-20 toplantısında gündeme geldiğini belirten Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Türkiye'nin yaşanacak yönetim değişikliğinde daha fazla söz hakkına sahip olacağı yönünde ortak bir karar bulunduğuna dikkat çekti.
TAI YEŞİL YAKTI, TÜRKİYE YOLCU UÇAĞI ÜRETECEK
Devlet Bakam Zafer Çağlayan Toronto ziyareti kapsamında, dünyanın üçüncü büyük havacılık şirketi Kanadalı Bombardier ve uzay, hava ve savunma tedarikçisi Goodrich şirketlerinin ana fabrikalarını gezdi. Bombardier Toronto Bölümü Başkan Yardımcısı Simon Roberts, Türk heyetine uçaklar ve yeni projeler hakkında bilgi verirken, "Türkiye hem bizim için hem dünya için önemli bir ülke. Hava trafiğini ikiye katladı. Bizim için de önemli bir piyasa. THY için de uçak üretmek istiyoruz" dedi. TAI Genel Müdürü Muharrem Dörtkaşlı da "Bombardier, Türk hava yollarının bölgesel uçak ihtiyacım karşılayacak şirketlerden birisi. Ortak bir uçağı birlikte geliştirmek istiyoruz. Bu konuda ciddi bir paraf atma noktasına kadar geldik. Ama imzaya çevrilmesi için THY'nin alım gücünden de yararlanmamız gerekiyor.
'ANKARA, YENİ DIŞ SİYASETİYLE GURURLU'
ABD'nin saygın gazetelerinden The New York Times'ın tanınmış köşe yazan Roger Cohen, Türkiye'nin yeni dış politikasından bahsederken, "Davutoğluculuk" terimini kullandı. "Türkiye dışarıya adım atıyor" başlıklı dünkü yazısında Cohen, Ankara'nın Batı kampmm dışına attığı bir adımla dönüşüm geçirmiş dünyada eriştiği konuma dair giderek artan ölçüde gurur duyduğunu belirtti. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun komşularla sırır politika yaklaşımım öngören "Stratejik Derinlik" kitabına da vurgu yapan Cohen, AB'nin Türkiye'yi dışlamasını öngörüsüzlük olarak niteledi.
AB TÜRKİYE'DEN KIBRIS JESTİ BEKLİYOR
BELÇİKA'DA yayımlanan De Morgen gazetesi, AB Dönem Başkam Belçika Dışişleri Bakam Steven Vanackere'in Türkiye'den Kıbrıs ile ilgili bir "jest" beklediğini yazdı. Gazete, Vanackere'nin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve AB'den sorumlu Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış'tan teknik sorunların giderileceğinin sözünü aldığım belirtti.
’ın bazı haber başlıkları:
TURK-YUNAN SINIRINA SİLAHLI AB DEVRİYESİ
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu geçtiğimiz hafta yasa dışı göç konusunda işbirliğini artırma mutabakatına varırken, Avrupa Birliği, Atina'nın talebi üzerine Yunanistan'ın sınırlarına, silahlı acil sınır müdahale ekiplerini konuşlandıracağını açıkladı. AB Komisyonu'nun içişlerinden sorumlu üyesi Cecilia Malmström, yasadışı yollarla Türkiye üzerinden Yunanistan'a girenlerin sayısının son dönemde arttığı ve durumun "dramatik bir hal" aldığı gerekçesiyle bu talebi kabul ettiklerini bildirdi. AB'nin dış sınırlarının güvenliğinden sorumlu kuruluşu Frontex, 2007 yılında oluşturduğu sınırlarda hızlı müdahale ekipleri ilk görevini Yunanistan ile Türkiye arasındaki kara sınırında üstlenmiş olacak.
’ın bazı haber başlıkları:
TEK TİP ASKERLİK ÇALIŞMASI SÜRÜYOR
Askerlik konusundaki çalışmalarda ihtiyaçlarla insan kaynakları arasında makul bir dengenin kurulmaya çalışıldığını ifade eden Bakan Çİçek "Tek tip çalışması sürüyor. Bitince paylaşacağız" dedi. Hükümet Sözcüsü. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, tek tip askerlik konusundaki çalışmaların tamamlanmadığını söyledi. Çiçek. Bakanlar Kurulu toplantısına ilişkin açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. 'Tek tip askerlik" konusunda yöneltilen soruyu yanıtlayan Çiçek, geçen hafta bu konuda yapılan değerlendirme toplantısını anımsatarak, Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığının bu konuyla ilgili bir çalışma yaptığını hatırlattı.
TANKA, UÇAĞA DEĞİL OKULLARA HARCAYALIM
"Ne Yunanistan'ın, ne de Türkiye'nin yeni tanklara, yeni savaş uçaklarına değil yeni yollara, yeni okullara ve ticarette işbirliğine ihtiyacı vardır" diyen Egemen Bağış. Atina'dan vize adımı beklediklerini belirtti Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, "Türkiye ve Yunanistan arasında çözülemeyecek bir sorun yoktur" dedi. Bağış. Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Spyros Kouvelis Dış Ticaret Müsteşarlığı'nda gerçekleştirilen TürkYunan Karma Ekonomik Komisyon (KEK) Toplantısına katıldı. Bakan Bağış yaptığı konuşmada, Türkiye ve Yunanistan Başbakanlarının gerçekleştirmiş oldukları cesaretli adımların tum dünyada imrenilerek izlendiğini söyledi.
AKARYAKIT VE GAZA ZAM BEKLEMİYORUZ
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, elektrik, su ve emlak vergisi borçlarının yeniden yapılandırılacağını açıkladı. Bakan Babacan, maliyet kalemlerinde herhangi bir anormal değişiklik olmadığı müddetçe akaryakıt ve doğalgaza zam yapmayı düşünmediklerini söyledi. Vergilere ve primlere yeniden düzenleme 4Kk Cari açıkta canlar çalarsa Özelleştirmede 3.9 milyarlık gelir Vergi ve pınm borçlarına ilişkin de açıklamalarda bulunan Başbakan Yardımcısı AH Babacan, bu konuda Başbakan Erdoğan ile bir görüşme yaptıklarını ifade etti. Babacan, "Elektrik, su ve emlak vergisi borçlan da yeniden yapılandıracak" dedi.
’ün bazı haber başlıkları:
ASKERLİK SÜRESİ KIRMIZI KİTAP'A BAĞLI
Askerlik süresi ve bedelli askerlik konusunda kamuoyu Org. Koşaner'in Başbakan Erdoğan'a verdiği brifinge kilitlendi. Koşaner'in sunumda asker ihtiyacına dayanak olarak mevcut Kırmızı Kitap'ı gösterdiği öğrenildi. Ancak Kırmızı Kitap yeniden yazılıyor. Bir dönem savaşm eşiğine geloUğimiz ülkeler artık tehdit değil Hükümet, Askeri mahkemenin Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) kararlarına rağmen terfi karan verdiği verdiği Balyoz sanığı generallerle ilgili geri adım atmıyor. Mahkemenin Başbakanlık'ın itirazına olumsuz cevap vermesi durumunda uç askerin açığa alınması gündemde. Ağustos ayındaki Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) toplantısında Balyoz davası sanıkları Tümgeneral Gurbuz Kaya, Tümgeneral Halil Helvacıoğlu ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu haklanndaki yakalama karan nedeniyle terfi ettirilmedi. Ancak bir ust rütbedeki subayların görev yapacaktan birimlere tayin edildiler. 3 general uzun sure Genelkurmay tarafından izinli sayıldı. Terfi edemedikleri için 30 Ağustos tarihinde emekli edilmeleri gereken generaller, haklarındaki yakalama kararının kaldırılmasının ardından Askeri Yüksek İdare Mahkemesine başvurarak terfilerini talep etti. 'Karar uygulanmasın önerisi Yapılan yargılama sonucunda Başbakanlık'ın karşı görüşüne rağmen AYIM terfi ettirilmeme kararının yürütmesini durdurdu. Karar Milli Savunma Bakanlığı'na ve Başbakanlık'a iletildi. Başbakanlık, Balyoz sanıklarının terfi ettirilmesinin onunu açan AYIM kararına resmen itiraz etti. Ancak 3 generalin; Milli Savunma Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanının imzasını taşıyan bir kararname ile terfi ettirilmeleri için 60 günlük süre de başlamış oldu. Kendisinin de imzası bulunan YAŞ kararına rağmen terfiyi onaylamak istemeyen Başbakan Erdoğan'ın talimatı ile bir heyet oluşturuldu. Başbakanlık ve Adalet Bakanlığı bürokratlarından oluşan heyet; itirazın kabul edilmemesi durumunda atılabilecek adımlan masaya yatırdı.
‘in bazı haber başlıkları:
CHP'YE UYARI VAR YAPTIRIM YOK
Kurultayda kabul edilen yeni tüzüğün uygulanması usulsüz şekilde ertelendiği için CHP, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından üç kez uyarıldı ancak hiçbir yaptırıma gidilmedi. Refah ve Fazilet Partileri sudan sebeplerle kapattırılırken ve AK Parti hakkında temelsiz iddialarla kapatma davası açılırken, CHP'nin Siyasi Partiler Yasası'nı (SPY) açıkça ihlal eden tutumu karşısında Başsavcılık uyarıdan öte bir adım atmadı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın CHP'ye güvercin, muhafazakar partilere şahin tavrını siyasetçiler, Yeni Akit'e değerlendirdi .CHP eski Genel Başkan Yardımcısı İnal Batu, yargıda CHP'nin kayırıldığına dikkat çekerek, "Önder Sav, gayet ustalıkla, uygun göreceği zamanlamayla ya bu işi savuşturur, geçiştirir ya da tüzük kurultayı yapar. O iş, öylece halledilir. CHP'nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal, 27 Nisan muhtırası sırasında Anayasa Mahkemesi'ni açıkça tehdit etti, '367 kararını almazsanız memlekette büyük karışıklıklar olur' dedi. Ne yaptılar, hiçbir şey. CHP'nin dışarıdan maddi yardım aldığı ortaya çıktı, o zaman da hiçbir yaptırım uygulanmadı. Bu, Türkiye'de alıştığımız çifte standartlardan biri" dedi. "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının CHP'ye esnek davranmasının nedeni ne?" şeklindeki sorumuza Batu, "Yakınlık hissi, aidiyet hissi" diye cevap verdi. Eski bakanlardan İsmail Müftüoğlu ise, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın kendisini CHP'ye yakın hissetmesini, "İkbal beklentisi" olarak tarif etti. Müftüoğlu, "CHP kendisini sistemin sahibi, bunlar da mensup oldukları ideolojik görüş nedeniyle kendilerini CHP'nin eşi gibi görüyorlar.”dedi.
ULAŞIMDA ÇAĞ ATLADIK
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, 2002'de 4 bin 326 km. olan bölünmüş yolun 16 bin 973 km.'ye; bin 775 km. olan otoyolların 2 bin 36 km.'ye, 33 olan havaalanı sayısının 46'ya, 60 olan uçuş yapılan ülke sayısının ise bugün itibariyle 130'a çıkarıldığını açıkladı. Bakan Yıldırım, projeler artarken, yapım sürelerinin kısaldığına da dikkat çekti . 2002'de bin 775 km. olan otoyolun bugün 2 bin 36 km.; 4 bin 326 km. olan bölünmüş yolun da 16 bin 973 km. olduğunu ifade eden Bakan Yıldırım, 2012 yılı hedeflerinin 2 bin 385 km. otoyol ile 20 bin 115 km. bölünmüş yol olduğunu kaydetti. Türkiye'nin uçuş sayısı ve havaalanı sayısının da yaklaşık iki kat arttığını belirten Yıldırım, karayollarında 100 bini aşkın kişinin istihdam edildiğini söyledi.
BAKAN GÜNAY'IN ACI GÜNÜ
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, memleketi Ordu'da vefat eden teyzesinin cenazesine katıldı. Bakan Günay, bir süredir Medical Park Ordu Hastanesi'nde tedavi gören teyzesi 79 yaşındaki Saniye Aydın'ın ölüm haberi üzerine Ordu'ya geldi. Saniye Aydın için Orta Camii'nde cenaze namazı kılındı. Bakan Günay, İl Müftüsü Mustafa Kolukısaoğlu tarafından kıldırılan cenaze namazının ardından taziyeleri kabul etti. Vali Orhan Düzgün, Belediye Başkanı Seyit Torun, il Genel Meclisi Başkanı Engin Tekintaş, bazı ilçe belediye başkanları, daire müdürleriyle Aydın ailesi ve yakınlarının katıldığı cenazenin ardından Saniye Aydın şehir mezarlığında toprağa verildi.
ÇELİK : AB ANKARA ANLAŞMASINA SADIK KALMALI
Hollanda'da konuşan Devlet Bakanı Çelik, "AB'ye Ankara anlaşmasında neler söylendiyse, onlar yerine getirilmelidir. Türkiye, AB sürecinde koşar adımlarla ilerliyor" dedi. Türkiye'nin AB üyeliğine dönük Avrupa'da ortaya çıkan bakışları, yaklaşımları ve yorumları büyük bir haksızlık olarak gördüklerini belirten Devlet Bakanı Faruk Çelik, "1963'teki Ankara anlaşmasında neler söylendiyse, onlar bugün yerine getirilmelidir" dedi. Hollanda'da temaslarına devam eden Bakan Çelik, basın mensuplarının sorularını cevaplandırırken, müzakere sürecini hızlı bir şekilde yürüten Türkiye'den rahatsız olunmaması gerektiğini belirterek, "Yani Türkiye müzakereleri tamamlama konusunda bir irade ortaya koymuşsa, bundan memnuniyet duymak gerekir" diye konuştu. Çelik, Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili bir soruyu cevaplandırırken, şu değerlendirmede bulundu: "Türkiye, AB sürecinde koşar adımlarla gidiyor. Her hafta biz AB sürecini değerlendiriyoruz. Bu hafta AB ile ilgili hangi adımlar atıldı, hangi mevzuatımızda ne gibi değişikler yaptık? Önümüzdeki hafta neyi planlıyoruz? Sürekli olarak bunu değerlendiren, bunu tartışan bir hükümet var ve bu konuda mesafe alan bir hükümet var. ilk anlaşmalara sadık kalan, çifte standardın doğru olmadığını söyleyen bir hükümet var.
'KARARI YARGIYA TAŞIYACAĞIZ'
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, ikizdere Vadisi'ni doğal sit alanı ilan eden Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun bazı kuruluşlardan görüş almamasının usulsüzlük olduğunu ifade ederek, kararı yargıya götüreceklerini bildirdi. Keçiören Belediyesi'nin park açılışında gazetecilerin sorularını cevaplayan Eroğlu, Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun kararı alırken Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile Özel Çevre Koruma Kurulu'ndan görüş alması gerektiğini belirtti. Eroğlu, hidroelektrik enerjinin bütün dünyada temiz ve doğayı koruyan en önemli enerji kaynaklarından birisi olduğunu vurgulayarak, "Ama nedense enerjide dışa bağımlı olmamıza rağmen sularımız yıllarca boşa aktı, biz baktık" dedi.
Taraf ’ın bazı haber başlıkları:
'BAŞKANVEKİLİ OLMAYIN' DERİM
Adalet Bakanı Ergin: Bakanlık bünyesinden aday olup seçilen arkadaşlarımızın HSYK'da başkanvekili olmalarından yana değilim. Bu görüşümü ifade edeceğim. Bir grup gazeteciyle biraraya gelen Ergin, kurulun başkanı olduğunu hatırlatıp Adalet Bakanlığı kökenli iki yeni HSYK üyesinin başkanvekilliğine karşı çıktı. Ergin, bürokrat diye eleştirilen yeni üye Ahmet Kaya'nın eşinin YARSAV üyesi olduğunu hatırlattı.
ALMANYA İLE ENERJİ İŞBİRLİĞİ
Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası'nın girişimiyle, Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulffun Türkiye'ye resmi ziyareti sırasında iki ülke arasında ticaret hacminin geliştirilmesi için somut bir adım atıldı. Enerji Bakanı Taner Yılmaz'ın da katıldığı görüşmelerde iki ülke arasındaki ticaret alanlarına enerjiyi ekleyerek bu sektöre daha büyük ağırlık verilmesi de kararlaştırıldı. Bu doğrultuda, iki ülkenin enerji sanayileri, ilgili devlet kurumları ve tüm yan sektörlerin bir çatı altında toplanmasına karar verildi.
’nin bazı haber başlıkları
HSYK TASARISI MECLİS'E GELİYOR
Başbakan Erdoğan başkanlığında yaklaşık 4.5 saat süren Bakanlar Kurulu Toplantısının ardından açıklama yapan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, yeni bir yapıya kavuşan HSYK'nın ilk toplantısını yaptığını belirterek, "Ümit ederiz, ülkemiz için, yargı camiası için ve hukuk devleti için hayırlı olur" dedi. Kurulun daireler tarzında çalışacağını anlatan Çiçek, "Bununla ilgili yasa tasarısının süratle gönderilmesi gerekiyor. Bugün Adalet Bakanlığı bu konuyla ilgili çalışmasını tamamladı. HSYK ile ilgili tasarıyı gönderiyoruz. Ümit ederiz Meclis gündeminde de kısa sürede yer alır. Komisyonda da gerekli katkılar verilmek suretiyle bu yasa çıkartılmış olur" dedi. Çiçek bir soru üzerine tek tip askerlikle ilgili çalışmaların sürdüğünü söyledi.
’in bazı haber başlıkları:
GENELKURMAY DA ÇETE ARAMASI
Kafes Eylem Planı davasının iddianamesinde yeralan Deniz Kuvvetleri'nde bir fuhuş çetesi bulunduğu ve bu çetenin amirallere şantaj yaptığı iddiası üzerine başlatılan soruşturma kapsamında, İstanbul, Ankara, İzmir, Gölcük, Aksaz ve Karamürsel gibi il ve ilçelerin de aralarında bulunduğu 9 şehirde eş zamanlı baskınlar yapıldı. Operasyonlarda aralarında Savunma Sanayii Müsteşarlığı Daire Başkanı ALV, 4 TÜBİTAK görevlisi ile 30 muazzaf askerin bulunduğu toplam 35 kişi gözaltına alındı. Poyrazköy davasının tutuksuz sanığı Tuğamiral Şafak Yürekli'nin de aralarında bulunduğu 14 subayın ise 8 Kasım 2010'dan sonra zorla getirilmesine (Merkez Komutanlığı'nda görevli yetkililer eşliğinde) karar verildi. Özel yetkili savcı Özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Fikret Seçen tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Genelkurmay Başkanlığı Elektronik Sistemler Komutanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve TÜBİTAK'ta arama yapıldı. Savcı Seçen, bu belgelerin yabancı ülkelerin istihbarat birimlerine servis edilip edilmediğini inceliyor. Sava, devletin gizliliğine ve güvenliğine ilişkin belgeleri temin ettikleri ileri sürülen 35'i gözaltında olmak üzere 49 şüphelinin siyasal ve askeri casusluk yaptıklarına ilişkin iddiaları da araştırıyor.
KOBİ'LERE 'ULUSLARARASI 'REKABET GÜCÜ' DESTEĞİ
Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM) tarafından Eylül ayında çıkarılan "Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesinin Desteklenmesi Hakkındaki Tebliği ile "ihracat koçluğunun kurumsallaştırıldığını" söyledi. Tebliğin amacının ihracatçı KOBİ sayısını artırmak olduğunu vurgulayan Çağlayan, "En az 5 ülkeye 1 milyon doların üzerinde ihracat yapan firma sayışım artırmayı öngörüyoruz. Bu çalışmalar 2023 yılında 500 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşmanın önemli altyapısını oluşturuyor" dedi. Tebliğ kapsamında destek alma potansiyeline sahip 150 organize sanayi bölgesi, 6 ihracatçılar birliği, 69 ticaret ve sanayi odası 12 sanayi odası, 10 sektörel dış ticaret şirketi, 100'ün üzerinde imalatçıların kurduğu demek-birlik ve kooperatif bulunuyor. Programlar çerçevesinde verilen eğitim, danışmanlık faaliyetleri giderleri ile program organizasyonuna yönelik faaliyet giderlerinin yüzde 75'i proje bazında, 400 bin dolara kadar karşılanabilecek.
’in bazı haber başlıkları:
'TÜRK MİLLETİNİN KOKUNU KURUTMAK İÇİN ÇALIŞTILAR'
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye 'nin nitelikli nesillere ihtiyacı olduğunu söyleyerek, yıllarca Türk milletinin kökünü kurutmak için çalışanların, milletin yaşlanması için gayret sarfedenlerin olduğunu belirtti. Ankara îl Genel Meclisi Üyesi Filiz Altunay ile Şükrü Murat Akaycan'ın dün nikah şahitliğini yaptı. Atakule Nikah Salonu'ndaki törende Erdoğan damada hitaben "Erkekler aile cüzdanını pekiyi saklayamazlar. Aradığın zaman rahat bulayım dersen bunu Filiz kızımıza verelim" diyerek cüzdanı geline verdi. Çifti tebrik eden Erdoğan, en az 3 çocuk beklediğini dile getirdi. Ülkenin, milletin nitelikli nesillere ihtiyacı olduğunu söyleyen Erdoğan, yıllarca Türk milletinin kökünü kurutmak için çalışanların, milletin yaşlanması için gayret sarfedenlerin olduğunu ifade etti. Bugünkü nüfus artışına göre 2037'de Türkiye nüfusunun yüzde 60'ının 65 yaşın üzerinde olacağını belirten Erdoğan, "Bunun için, duyarlılığı olan bütün kardeşlerimi hassas olmaya, bu konuda dikkatli olmaya özellikle davet ediyorum. Sorumluluk mevkisindeki bir insan olarak, Başbakan olarak, vatanımı, milletimi çok sevdiğim için böyle bir hassasiyeti her gittiğim nikahta, toplantıda hatırlatıyorum" dedi.
ŞAHİN, DOLMABAHCE ÖNERGESİNİ 'KİŞİSEL' DİYE REDDETTİ
TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk un, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 4 Mayıs 2007'de dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile Dolmabahce Sarayı'nda yaptığı görüşmenin içeriği konusunda Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in yanıtlaması istemiyle verdiği yazılı soru önergesini iade etti. Şahin, iade gerekçesinde, kişilik, özel yaşam ve istişari amaçlı konuları içeren önergelerin içtüzük gereği kabul edilemeyeceğini belirtti. Öztürk, TBMM Başkanlığına verdiği soru önergesinde, 2 Haziran 2009'da, Başbakan Erdoğan'ın yanıtlaması istemiyle verdiği önergede, Dolmabahce görüşmesinde nelerin konuşulduğunu sorduğunu hatırlattı. Öztürk, bu önergesine, Başbakan adına Çiçek'in yanıt verdiğini ifade ederek, bu nedenle yeni bir önerge verdiğini kaydetti.
’in bazı haber başlıkları:
ARINÇ DEĞİŞİM RAHATSIZ ETTİ
Moğolistan ziyaretini sürdüren Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, HSYK'daki değişimin "bazı çevreleri rahatsız ettiğini" söyledi. Arınç, "Rahatsız oldular ama bu sistem değiklik aslında demokratik bir gelişme" dedi.
KÖŞE YAZARLARI
GAZETESİ
MUSTFA KARAALİOĞLU
HSYK seçiminde ne oldu?
Değişimden daha önemli olan şeyin değişimin sevk ve idare edilmesi olduğu bir kez daha görülüyor. HSYK seçimleri üzerinden başlayan tartışmaların seyrine bakınca galiba en başta soğukkanlı olmak gerekiyor. Sadece hükümetin değil, değişime omuz veren Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyen, bunun için risk alan insanlar da soğukkanlı olmalı. Bazı şeyler göründüğü gibi değil çünkü... Öncelikle şunu söyleyelim ki seçimin sonucu hem Yarsav cephesini, hem de bu cephenin çıkardığı sese bakıp yargıda ulusalcı kadroların çoğunlukta olduğunu düşünen demokratları şaşırttı. Eğer HSYK’ya bu grubun listesinden birkaç isim girmiş olsaydı muhtemelen bugün seçimler üzerinden bir tartışma yapılmıyor olacaktır. Bunun sebebi de yine Yarsav’ın CHP’yi motive ederek Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru sonucunda “tek oy” kuralının iptal edilmesidir. Eğer bu madde iptal edilmemiş olsaydı bugünkü HSYK tablosu daha farklı olabilirdi. Peki, yıllardır her konuda muazzam bir söylem üstünlüğüne sahip olan, rejim, laiklik ve hatta devlet bekçiliği üzerinden sadece yargı çevrelerini değil, siyaseti ve medyayı da baskı altına alma gücüne sahip bir grup nasıl oldu da böyle ezici bir mağlubiyet yaşadı? Seçimlerde şaibe ve usulsüzlük var mıydı? Kimse şu ana kadar somut delillerle bunu iddia edemedi. Yani, yanlış oy sayımı, kullanılan oyların yazılmadığı veya adayların engellendiği gibi bir iddia ileri süren olmadı. Buna rağmen Yarsav, tam kanunsuzluk hali olduğunu ileri sürerek seçimin iptalini istedi. Herhalde, hükümetin veya bakanlığın bir organı veyahut da nüfuz alanı içinde bir kurumu sayılamayacak Yüksek Seçim Kurulu iptal talebine özetle şu cevabı verdi: “Seçimlerde, tam kanunsuzluk hali görülmediğinden seçimlerin yenilenmesi isteminin reddine oybirliğiyle karar vermiştir. Üye seçiminin demokratik, serbest ve eşit koşullarda gerçekleşmediğine ilişkin somut bilgi, belge ve delil bildirilmediği için bu iddiayla ilgili inceleme yapılamaz. Ayrıca, sayım ve döküm işlemleri açık olarak yapılmıştır.” Açıklamanın şurası çok önemli: “Seçmenlerin etki altında bırakılarak seçimin yapıldığına ilişkin iddia, seçmenlerin konumları gereği yerinde görülmemiştir.” Yani, YSK diyor ki hakim ve savcılar gibi en hassas görevlerde bulunan ve ülke standartlarının üzerinde eğitim alan bir gruba baskıyla, vaat veya yalanla oy verdirilemez. Bununla birlikte, seçilen listede iki bakanlık bürokratının bulunması bir gerekçe olarak ileri sürülüyorsa başka iki bakanlık bürokratının da Yarsav listesinde bulunması nasıl izah edilecek? Ayrıca, yeni HSYK ile bakanlığın hakim ve savcılar üzerindeki etkisi neredeyse sıfırlanıyor. Yani, birileri korkacak olsa bile bunun için bakanlık adamlarına oy vermesi gerekmiyor. Öte yandan, yeni HSYK üyelerinin bu iktidar döneminde bakanlığa alınan isimler sayesinde seçildiği iddiası da var. 2002’den itibaren alınan hakim ve savcıların kıdemleri birinci bölge olarak kabul edilen İstanbul gibi illerde çalışmaya uygun değil; bunun için belirli bir süre diğer bölgelerde görev yapmaları gerekiyor. Ama, seçimden birinci çıkan İbrahim Okur’un oylarının 3 binden fazlası birinci bölgelerden geldi. Üstelik Okur, daha AK Parti kurulmadan bakanlığa giren ve eski bakanlarla da yakın çalışmış bir isim olarak biliniyor. İşin ilginç yani, Yarsavcıların çoğunlukta olduğu bilinen adliyelerde de seçimi bu gruba rakip olan liste kazandı. İşin özü şudur... Tıpkı, seçmen gibi hakim ve savcılar da gürültü yapan, kendisini rejim muhafızı gören, söylemleriyle marjinalleşen isimleri ve grupları tercih etmiyor. Türkiye’yi biraz okuyanlar için de bunda şaşılacak bir şey yoktur.
İBRAHİM KİRAS
CHP’nin de AK Parti olması lazım
CHP yönetimi ve bilhassa Genel Başkan Kılıçdaroğlu, haklı olarak “biz nerede yanlış yaptık” sorusuna cevap arıyor son zamanlarda. Üstelik sadece kendi aralarında konuşmakla yetinmiyorlar. Partiyle organik bir bağı olmadığı halde “ne olacak bu CHP’nin hali” diye kafa yoran bazı aydınlarla da oturup konuşuyorlar. İyi yapıyorlar bence. Ne de olsa akıl akıldan üstündür. CHP Türkiye’de “orta sol”un yegâne temsilcisi. Ama batı ülkelerindeki orta sol partilerin hiçbirine benzemiyor. Öncelikle solculuk anlayışı farklı elbette. İkincisi, belki buna bağlı olarak, halkla veya seçmenle iletişiminde bir anormallik var. Avrupa ülkelerinde ve bütün demokrasilerde genel olarak iki üç dönem sağ bir partinin veya partilerin iktidarında geçer; sonra doğal “iktidar yıpranması” dolayısıyla sağ iktidarın yerini sol alır, bir iki dönem de onlar hükümet olurlar. Bu döngü böyle devam eder, gider. Türkiye’de ise demokratik hayatın başladığı günden bu yana sol partiler -sağ partilerle yapılan birkaç koalisyon denemesi dışında- hiçbir zaman iktidar olmadı. Aklı başında hiç kimse sol bir partiye iktidar şansı vermez. CHP’nin kemikleşmiş bir seçmen kitlesi var. Onlar da öldürseniz sağ bir partiye oy vermezler. Ama bu taban partinin iktidar olmasına yetecek büyüklükte değil. Problem de burada zaten. Bu mevcut seçmen kitlesinin üzerine bir takviye seçmen kitlesinin de kazanılması gerekiyor ki CHP de “normal bir parti gibi” iktidara gelmeyi hedefleyebilsin. Bir de zaten Türkiye’nin politik düzeninde radikal bir değişim yaşanıyor son zamanlarda. Eskiden CHP ideolojisi ekseninde faaliyet gösteren bazı kurumlar vardı. Onların varlığı CHP elitlerinin iktidar olma hevesi duyumlarına ihtiyaç bırakmıyordu. En azından halktan oy alma gereği duymadıkları bir düzen işliyordu geçmişte. Şimdiyse hem silahlı kuvvetlerin hem de yüksek yargının sivil iktidar üzerindeki vesayet ve kontrol güçleri zayıfladı. O bakımdan da artık halkın oyunu alarak iktidar olmak zorunda oldukları için şimdi seçmeni ikna etmenin yolunu arıyorlar. Bu konuda kafa yoran bazı aydınlarla da işte bunun için görüşüyorlar. Konuştukları kişiler arasında ilahiyatçıların da yer alıyor olması ayrıca anlamlı. Çünkü CHP’nin en önemli problemlerinden biri dini konusunda halkın çoğunluğunca makul bulunan bir tavır içinde olmaması. Açıkçası, dinle kavga halinde bir zümre imajı veriyor CHP’liler. Belki ilahiyatçılar bu konuda kendilerine bir yol gösterirler. Ancak CHP’nin arama konferansına katılan İlahiyat Fakültesi hocalarından Dr. Muhammed Çakmak, partinin dinle ilişkisi meselesini de aşan genişlikte bir analiz yapmış. Vatan gazetesinin haberine göre Dr. Muhammed Çakmak toplantıda “CHP’nin kendisini Türkiye ve dünyada yeniden var etme niyeti varsa yeni dünyanın gelişen ekonomik, politik ve sosyolojik dilini çözmek zorunda” diye konuşmuş. Ayrıca “CHP Türkiye’deki gelişmeleri ve dünyadaki trendleri paralel okuyamadı. CHP, gelenekle modernite arasında sıkışıp kaldı” demiş. Değerli akademisyenin tespitlerine yüzde yüz katılıyorum. Ne var ki Hoca’nın bu söylediklerini yapmak CHP’nin “bir tür AK Parti” olması demek. CHP zaten AK Parti olabilseydi, bugünkü problemlerin hiçbiri olmazdı. Diyelim ki bu uyarılardan ders alarak bu anlamda “bir tür AK Parti” olma yoluna girdi... AK Parti’ye tam da bu özellikleri dolayısıyla karşı duran kendi muhitini bu işe nasıl ikna edecek? Hocaların söyledikleri doğru ve anlamlı elbette. Onlara kulak vermekte fayda var. Ama önemli olan bu işin nasıl yapılabileceğini söyleyebilmek. Onu hiç kimse hiç kimseye söyleyemez. Siyaset kendi çabasıyla, kendi aklıyla, kendi yaratıcılığıyla onu bulmak zorunda.
GAZETESİ
AMBERİN ZAMAN
Üçüncü AK Parti dönemi geliyor
Eğer referandum sonrası yapılan kamuoyu araştırmalarına bakacak olursak durum aynen böyle. AK Parti üçüncü kez tek başına iktidar olma yolunda. Önümüzdeki günlerde açıklanması beklenen bir yeni kamuoyu araştırması da aynı yönde veriler sunuyor. Araştırma şu an ambargolu olduğu için kimin tarafından yapıldığını açıklamıyorum. Şu kadarını paylaşabilirim, kurum herhangi bir partiyi "parlatma" gayretinde değil.
Referandumdan takriben on gün sonra yapılan bu sondaja göre AK Parti'nin oyları % 40 civarında. CHP'nin oyları ise % 18.5. En çarpıcı olan da MHP'nin % 9.1 ile barajın altına düşmesi ve en popüler lider olarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün % 59'la, % 58.2 alan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı az farkla dahi olsa geçmesi. Referandumla ilgili şaşırtıcı olmayan bulgular da var. Örneğin, Anayasa paketinin içeriğinden haberdar olduğunu söyleyenler % 25 civarında. Oy kullananların yarısından fazlası, destekledikleri parti liderinin talebi doğrultusunda hareket etmiş. Benzer rakamlar, geçtiğimiz günlerde gazetemiz için de kamuoyu araştırmaları yapan Konsensüs adlı danışmanlık şirketi tarafından açıklanmıştı. (Bkz: consensus.com.tr) Konsensus'un verdiği rakamlar şöyle: AK Parti % 39.4, CHP % 20.6 ve MHP % 8.9. Her iki araştırmada "işsizlik en önemli sorun" olarak tarif edilmiş. Daha birçok veri var ama bu kadarından dahi bazı neticelere varabiliriz. Birincisi Kemal Kılıçdaroğlu, ilk günlerde yakaladığı rüzgârı yitirmiş durumda. Değişim odaklı referandum kampanyası AK Parti'ye yeni enerji kattı. Statükoya meydan okuduğu, reformcu imajını pekiştirdiği nispette AK Parti oylarını yükseltiyor. Halkın değişim arzusu sürüyor. AK Parti'yi yenmek bir tarafa, ufukta AK Parti'yi zorlayacak ne muhalefet partisi ne de muhalefet ittifakı görünüyor. Ortalama vatandaşın en önemli derdi ekonomi. İkincisi de terör.
Dolayısıyla, muhalefet değişime direnmek üzere siyaset kurmakta inat ettiği sürece oylarını yükseltemeyecek. CHP en son türban tartışmalarında görüldüğü üzere iç çekişmelerle uğraşmaktan yeni bir siyasi ufuk ortaya koyamıyor. Başörtüsü fiyaskosunun ardından CHP Milletvekili Haluk Koç başkanlığında yirmi yılı aşkın süreden sonra yeni "Kürt raporu" yazmakla görevlendirilen komisyon da partideki iç çekişmelere kurban edilirse CHP, Güneydoğu'daki yokluğunu sürdürmeye mahkûmdur. Oysa BDP ile seçim ittifakına giderek iktidar partisini zorlayabilir. MHP'nin "Vatan bölünüyor" siyasetinin prim yapmadığı, hem referandum hem de bahsettiğim kamuoyu araştırmalarından anlaşılıyor. Bu yüzden böylesi bir ittifak, BDP'nin de provokatif söylemlerden uzak durması kaydıyla en mantıklı strateji olarak öne çıkıyor. Kemal Kılıçdaroğlu yılbaşına kadar partisi üzerindeki hâkimiyetini pekiştirmez ise işi zor görünüyor. Ekonomiye gelince, işsizlik büyük bir sorun olmakla birlikte mevcut durumun dramatik biçimde daha kötüye gideceğine dair ciddi emareler yok. Aksine The Economist Dergisi'nin yayımladığı özel Türkiye raporunda belirtildiği üzere Türkiye önümüzdeki yedi yıl boyunca Çin ve Hindistan'ın ardından ekonomisi en hızlı büyüyen ülke olmaya aday. Seçimler yaklaştıkça AK Parti'nin bazı popülist önlemler alacağını da göz önünde tutarsak ekonomiden darbe yeme olasılığı zayıf bir ihtimal. AK Parti açısından en büyük tehlike, PKK bağlantılı şiddetin artmasında yatıyor. Örgüt ve Ergenekoncu işbirlikçileri bunun fevkalade farkında ve AK Parti'nin bu "zaafını" sonuna kadar kullanmaya kararlılar. Dağdakilerin ikide bir ateşkesi bozma tehditleri bu oyunun bir parçası. Ama Kürt halkı da tıpkı MHP seçmeni gibi kan üzerinden üretilen siyasetten bıkmış vaziyette. Dolayısıyla PKK eskisi gibi şiddetten beslenemeyeceğinin bilincinde. AK Parti, Kürt sorununun çözümüne yönelik adımlar atmaya devam ederse PKK'nın daha da sıkışacağı kesin. Son olarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün gördüğü destek, halkın oylarıyla yapılacak ilk Cumhurbaşkanlığı seçimleri için ilginç ipuçları sunuyor, uzlaşmaya işaret ediyor.
Durum şimdilik böyle. Ve değişmedikçe sanırım AK Parti'nin dördüncü kez iktidara gelmesi dahi artık fantezi sayılmaz.
GAZETESİ
TAMER KORKMAZ
Kararsız" Kasım!
Çankaya Köşkü'ndeki 29 Ekim Resepsiyonu'na üç gün kala, Kemal Kılıçdaroğlu'nun katılıp katılmayacağı henüz belli değil... Demek ki, Kemal Bey hâlâ düşünüyor. "Arkadaşlar" da çalışıyor! Bu arada, CHP Sözcüsü Hakkı Süha Okay dün çıktı; parti grubunu bağlayıcı bir karar almayacaklarını açıkladı. İsteyen katılacak, istemeyen katılmayacakmış. CHP "numara" yapmaya... Oynamaya, devam ediyor. Şu sıralar "Kararsız Kasım" rolünde izlediğimiz Kemal Bey, geçen hafta tam "yedi koşul" birden ileri sürdü. O şartların içinde, dokunulmazlığın kaldırılması bile vardı! Referandum Kampanyası esnasında da... AKP iktidarına "Dokunulmazlıkları kaldıracağınıza söz verseydiniz, biz de ever derdik" diye seslenmişti, CHP lideri... Aslında, bu cümlesi çok şey anlatıyordu! Türban meselesine özgürlükçü yaklaşan, çözüm konusunda samimi olan bir siyasi parti lideri... "Şartlar" ileri sürmez.
İlkelerinin peşinden gider. Prensipler, "şartlara bağlı" olamaz. Kemal Bey, Çankaya'daki resepsiyona katılmadığı taktirde… 'Türbanı biz çözeriz" şeklindeki çıkışı anında çöpe gidecektir! Bir kere daha "samimiyet sınavı"ndan çakacaktır, Kemal Bey... Bu durumda, kendisini "Kemal Tornistanoğlu" diye anmak gerekecektir. Hasılı, bu resepsiyon Kemal Bey için asla sadece bir resepsiyondan ibaret değildir! • Kemal Bey, tek başına değil. Mutfakta "önder"lik eden birisi var. Kemal Bey'i, "Baykal Operasyonu"nun ardından tıkır tıkır partinin başına getiren cephe; CHP Mutfağı'nı da "o önder'in eliyle yönetiyor. O yüzden de son tahlilde Kemal Bey’in değil...Önder Sav'ın ne dediğine bakmak gerekiyor! Kemal Bey, CHP politbürosunun aksine türban konusunda "ılımlı" bir çizgi tutturmuş görünüyor. CHP'nin geçenlerde İstanbul'da düzenlediği "beyin fırtınası"na katılanlardan bazıları, bu durumu... "Merkez sağdan da oy alabilmek uğruna imaj oluşturmak"la izah ediyorlar! Kemal Bey'in "Türbanı biz çözeriz" söylemi, taktik bir adımdır. Ne var ki, böyle taktikler fazla geçmeden ters teper. Dikkat ettiniz mi? AKP, başörtüsü meselesinin çözülmesi için görüşmelere başlar başlamaz... CHP, anında yan çiziverdi! Bu resim, mutfaktaki "önder"in ve de o mutfağın arkasındakilerin niyetlerini bir kere daha göstermiştir. Şu ana kadar "Yedi Şartlıyla resepsiyon işini yokuşa süren Kemal Bey... , Üç gün sonra çıkıp "Benim şartlarım vardı, onları yerine getirmediler, o yüzden ben de resepsiyona gitmedim" derse... Kaybeden taraf olacaktır. "Bir ileri, iki geri" yöntemiyle, "değişim" falan olmaz.
GAZETESİ
MAHMUT ÖVÜR
2011 seçiminde kim neye aday?
Siyasetin iki parti arasına sıkışması "üçüncü yol"a pek şans bırakmasa da hâlâ umutlu olanlar var.Bu nedenle seçime daha sekiz ay olmasına rağmen küçük siyasi partiler telaşlı bir hazırlık içinde… Saadet Partisi'nden ayrılan Numan Kurtulmuş da, Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener de bu hesabı yapıyor.Son günlerde DP, SP ve Türkiye Partisi arasındaki görüşmelerin hızlanması bu alandaki boşluğu doldurma telaşından kaynaklanıyor.Bu konuda en yoğun çabayı Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener gösteriyor.
Ne yapsın, tek başına çıktığı siyasi yolculuğu hedefe ulaştıramayınca çareyi "Türkiye İnisiyatifi" adıyla yeni bir ittifak arayışında buldu.Ona destek verenler de sırada… Bir yanda Demirel ve Cindoruk'lu DP, bir yanda yeniden siyasete dönen 84 yaşındaki Erbakan'lı Saadet Partisi öte yanda yıllardır bir çıkıp bir kaybolan Sadettin Tantan ismi var.Tabii bu cephede yer alacaklar arasında ANAP'ın mal varlığını DP'ye teslim eden Mesut Yılmaz ve çevresini de saymak gerekiyor… Çıkış yolu bulamayan bu çevre, inanmasalar bile "bir ihtimal tutar" mantığıyla bu birleşmenin gerçekleşmesini bekliyor. Bu arada Mesut Yılmaz'ın siyaseti bırakacağı da konuşulanlar arasında… Dün küçük partilerin birleşmesiyle ilgili Erbakan ve BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu bir araya geldi.Amaç BBP'yi de bu eski siyasilerin oluşturacağı birlikteliğe katmak.Ama olacak gibi görünmüyor. Çünkü BBP referandum sürecinde AK Parti'nin başını çektiği "Evet" cephesinde yer aldı. Bu nedenle BBP Genel Başkanı Topçu, Numan Kurtulmuş ve Süleyman Soylu ile birlikte bir "zeytin dalı" ittifakını tercih ediyor. Ama eğer o gerçekleştiremezse -ki gerçekleşmeyecek görünüyor- gideceği adres belli, AK Parti… Aynı şey Kurtulmuş ve Soylu için de geçerli… Parti kurmaya kalkan Kurtulmuş'un en azından şimdilik AK Parti'ye gitmeyeceği anlaşılıyor. Soylu'nun ne yapacağı ise belli değil.Yine de bu isimlerin AK Parti'ye gitme ihtimali, daha şimdiden ittifak arayışı içinde olan küçük partileri korkutmaya başladı.Doğrusu "AK Parti evetçileri kendi listesinden aday gösterecek" korkusu sanal bir korku da değil.AK Parti yüzde 58'i en yüksek oranda bir arada tutmanın hesabı içinde. Seçime yakın Aydın Menderes gibi isimlerin de aralarında bulunduğu sürpriz adayların seçmen karşısına çıkacağı bekleniyor.CHP de biraz değişim biraz yeni isimlerle seçime giderse küçük partilerin hiçbir şansı kalmaz. Kim bilir belki de "evet"çiler AK Parti'ye giderken hayırcılar da CHP'nin kapısını çalar.
GAZETESİ
ATILGAN BAYAR
Sivil bir devlet adamı
TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’yu ta Özal'lı yıllardaki 'başkanlık sistemi' çalışmalarından beri merak ederdim. Onun da benim bu sütundaki tezlerimi ayrıntılarıyla takip ettiğini, ortak dostlarımızla yolladığı mesajlardan biliyordum. Siyasal görüş ve yaşam biçimi olarak çok farklı zihniyetleri temsil O eden, kendisiyle birlikte çalışmış hukukçu akademisyen dostlarımın ise hocadan sitayişle bahsetmesi beni artık şaşırtmaz hale gelmişti.
Milliyetçiler, laikler, sosyal demokratlar, Atatürkçüler, liberaller, muhafazakârlar... Hepsi, Burhan Kuzudan saygı ve sevgiyle bahsediyordu. Hafta sonu ortak bir dostumuzun davetiyle, birlikte bir yemek yedik. Tam da tahmin ettiğim gibi bir figürle karşılaştım.
Sanki karşımda bir terazi oturuyordu. Üniversitede türban serbestisini savunurken, ilk ve ortaöğretimde türban taleplerine tepkisini ekliyordu. Üzerinde çalıştığı 'bakanlık sistemini anlatırken, bu sistemin 'diktatörlüğe en kapalı sistem' olduğu vurgusunu, 'yasamayı ve parayı parlamentoya verdim, harcamayı ve uygulamayı hükümete verdim. İki anahtarlı bir kasa. İşte denge budur," sözleriyle yapıyordu. Bütün yemek boyunca karşımda bir terazi gibi duran bu adamın iki temel özelliği var. Birincisi; en teorik, en sofistike, en teknik konuları halkın aşina olmadığı hiçbir kelimeyi kullanmadan, gündelik sohbet dilinde anlatabiliyor.
Sanırım bu, deyim yerindeyse, teoriye tur bindirmiş bir birikimi gerektiriyor. Bu özelliğiyle, 'akademisyen dilli siyasetçiler’den ayrılıyor, 'halk dilinde konuşabilen bir akademisyen siyasetçi'ye dönüşüyor. İkincisi ise şu; 'denge'yi hem hayatının, hem de siyaset etme biçiminin merkezine almış bir üslup kurmuş. Bu özellikleriyle, kendisinin de partisinin de en şedit muarızı olan figürlerle bile bir müzakere zemini inşa edip, siyasal işlemini o zemin üzerinde yapabiliyor. Çok ilginç bir siyasi kimlikle tanıştığımı ifade etmeliyim: Her konuda denge arayışıyla bir 'devlet adamı' kimliği çizerken, milletin değerlerini merkeze alışıyla 'sivil' bir tutumu da bu kimlikle mezcedebiliyor. Yemekten çıkarken, ortak dostumuza, 'beni 'sivil bir devlet adamı' ile tanıştırdın' dedim. Önümüzdeki dönem, Türk parlamentosunun önüne çok sayıda elektrikli müzakere başlığı geldiğinde, Burhan Kuzu'nun denge endişesini merkeze almış tutumunun hem AK Parti'yi rahatlatacağını, hem de uzlaşma zeminlerini kolaylıkla oluşturabileceğini tahmin etmek zor değil.
GAZETESİ
ABDÜLHAMİT BİLİCİ
Gölge kabine?
Türkiye'nin geleceğine dair son dönemde kiminle bir sohbete başlasak, konu muhalefet sorununa geliyor. Mesela en son konuştuğumuz Avrupalı akademisyen, AK Parti'den daha çok muhalefeti merak ediyor; neden bir türlü iktidar alternatifi çıkamadığını sorguluyordu. Böyle bir tablonun demokrasi için kaygı verici olduğunu düşünen Avrupalı akademisyene, Türkiye'deki siyasi yapının giriftliklerini bilmeden bu sorunu anlamanın zorluğunu anlatmaya çalıştım. Normal demokrasilerde ikisi de aynı şeyi ifade eden 'devlet' ve 'hükümet' kavramlarının bu topraklarda farklı anlama gelmesi gibi. Hükümet yolcu, devlet hancıdır. Hükümet kaldırım yapar; devlet milli güvenlik siyasetini belirler. Hükümet, işçiyle, hastanelerin ve belediyelerin sorunlarıyla uğraşır; devlet kapatılacak partilere, düşman diye tanımlanacak ideolojilere karar verir. Hükümet, siyasi partilerin yükselebileceği en son iktidar alanıdır. Ama devlet, hükümetin harekât alanını belirleyen, yeri geldiğinde onu alaşağı etme mekanizmalarına sahip olan yapıdır. Dolayısıyla iki iktidar vardır: Hükümet iktidarı ve devlet iktidarı. Bu yüzden resmen hükümette siz olsanız da devlette başkasının sözü daha çok geçebilir. Uzun zamandır hükümet olamamasına rağmen CHP'nin hâlâ bu konuda fazla istekli olmayışı, bu yapı bilinmeden anlaşılabilir mi? Varsın birileri hükümeti kontrol etsin. Gerektiğinde onları alaşağı etme gücü olan; halkın iradesine dayanarak yaptıklarını tersyüz edebilen mekanizmalara sahipseniz, iktidar siz sayılırsınız. Üzülmeye gerek yok. Bize özgü bu ikili yapıyı anlatmaya çalışırken, Avrupalı akademisyen heyecanla sözümü kesti: "Şimdi daha iyi anlıyorum CHP yöneticilerinin bazı açıklamalarını. Geçenlerde bir CHP'li referandumda evet oyu veren yüzde 58'i cahillikle suçluyordu. Okuma yazması olmayanlar 'evet' demiş. İktidar olmayı isteyen bir parti, yüzde 42'yi artırmanın yoluna bakar, bunun için yüzde 58'den bazılarını ikna etmesi gerekir. Ama CHP, o insanlara hakaret ediyor. Böyle siyaset olur mu?" Son dönemde içeride ve dışarıda yaptığımız sohbetlerin çoğu, "Ne olacak bu muhalefetin hali?" sorusuna odaklanınca, ister istemez insan muhalefet için çıkış yolları düşünüyor. Ne de olsa demokrasinin geleceğiyle ilgili hepimizin karşısındaki bir sorun bu. Ayrıca yukarıda anlatmaya çalıştığımız ikili Türkiye sisteminin hızla değişmekte olduğu, yani devlet ve hükümet kavramlarının birbirine yaklaştığı düşünülecek olursa, CHP'nin devlet iktidarıyla memnun olma dönemi geçiyor. Demokratik iktidarın kaynağı olan halka ulaşmak dışında bir çare yok. Anti-demokratik güçlerden umut kesilecek ve demokrasi içinde iktidar aranacaksa, bakılacak adreslerden biri, demokrasi beşiği sayılan İngiltere olabilir. Orada muhalefeti iktidara hazırlayan ve kamuoyunda ciddiye alınmasını sağlayan hoş bir mekanizma var. Adı; gölge kabine. Bizde, resmiyette görünen isimlerin arkasında işleri çekip çevirenler için kullanılan bu deyimin, İngiliz demokrasisinde çok meşru bir yeri var. Hatta anamuhalefet liderinin öncelikli görevlerinden biri, ehil isimlerden oluşan bir gölge kabine kurmak. Nasıl, seçimi kazanıp iktidara gelen hükümete, "Kraliçe'nin Hükümeti" deniyorsa, bu sistemde kurulan gölge kabineye de "Kraliçe'nin muhalefeti" (Her Mejesty's loyal oppsition) deniyor. Gölge kabinede yer alan isimlerin görevi, sorumlu oldukları alanda iktidardaki bakanların yaptığı icraatları izlemek, yanlışlarını ortaya çıkarmak ve alternatif politikalar önermek. Bu işe o kadar önem veriliyor ki; muhalefet partisi içinde lider değiştiğinde, sanki iktidara gelmiş gibi kendi gölge kabinesini açıklıyor. Aynen geçtiğimiz günlerde muhalefetteki İngiliz İşçi Partisi'nin liderliğine seçilen Ed Milliband'in yaptığı gibi. Bu sistem, bir yandan geleceğin bakanlarını yetiştirdiği gibi, diğer yandan da halka muhalefetin önerilerini duyma ve ilk seçimde neye karar vereceğini bilme fırsatı sunuyor. Dikkat ettim; şu anki İngiliz hükümetindeki bakanlarının çoğu, uzun süredir muhalefette bulunan David Cameron liderliğindeki Muhafazakâr Parti'nin gölge kabine üyeleri. CHP bu sisteme geçse ve Milli Eğitim'den Dışişleri'ne, Hazine'den İçişleri'ne gölge bakanlarını açıklasa güzel olmaz mı?
GAZETESİ
AKİF BEKİ
Bırakın, istismar müptelası olsun halk
Zihinlerimizi körelten ön kabullerden biridir, istismar kelimesi! Bu gözlüğü çıkarmadıkça da siyasete şaşı bakışımız değişmeyecek. Falan siyasetçi şu mevzudan, filanca bu sorundan çeksin elini, bak bakalım çözülüyor mu? Gökten zembille melaike mi inip de çözecek ki sağda bekletelim siyaseti. Yangında ilk kurtarılacak şey gibi belletilmiş siyasete yasak koymak. Garip olan, kimi siyasetçilerle umudunu onlara bağlayan kesimlerin de aynı yanlışa düşmesi. CHP içine müdahale Yargıtay Başsavcısı, yazılı bir muhtırayla genelde siyasete, özelde ise doğrudan CHP’nin içine müdahale ediyor. Politik çıkar peşinde koşmakla suçluyor.
Gerekçe, niyet beyanı düzeyinde de olsa başörtüsü sorununa el atmaya yeltenmeleri.Gelin görün ki CHP bu müdahaleyi yerinde buluyor. Hatta, bazı başörtülüler de ekranlara çıkıp hak veriyor muhtıra gerekçesine. Sözümona menfaat düşkünü siyasetçi takımına, sorunlarından uzak durmayı ihtar ediyor. ‘Siyasi istismar’ bir galat-ı meşhur, yaygın bir yanlış kullanım olup kazınmış zihinlere. Halbuki siyasetin varlık sebebidir, halkı edebildiği kadar istismar etmek. Halk dediğiniz de istismar edilmek içindir zaten. Politik çıkar amacı gütmeyen bir siyasi parti, halkın oylarına niçin talip olsun? Kendini satmaya çalışmayan bir siyasetçiye halk niye oy versin? Seçmenin talep ve beklentilerine kim cevap veriyorsa oyu da o alır. Siyasi istismar buysa, bilelim ki halk-siyaset ilişkisi karşılıklı istismardan ibarettir. Yani çift taraflı bir sömüren-sömürülen ilişkisi. Seçenle seçilenin birbirinden yararlanmasına dayalı bir düzendir demokrasi. Sorunlarını çözmek için siyaseti bir araç olarak kullanır halk.
O halkı, sorun çözme yetkisini aldığı bir oy deposu olarak görür siyasetçi de. Bunun neresinde yanlışlık? Sömürme düzeni Ucuz popülizmden, kalitesiz istismardan, düzeysiz siyasetten, kirli amaçlardan yakınabiliriz, tamam. Sapmalar olabilir, fakat demokratik siyaset, özünde bir istismar yarışıdır. Siyasetçiye iş yaptırmaz, itip kakarsanız, çözümsüzlüğe razı olursunuz.
İnsanın kendi menfaatine ket vurması akıl kârı olmasa gerek. Kürt meselesi, başörtüsü sorunu bugüne dek hallolmamışsa, bunun sorumlusu kokmaz bulaşmaz siyasetçilerdir. Bunun sorumlusu, dişçiden kaçar gibi istismara uğramaktan kaçınan kesimlerdir. Bırakalım, halkı istismar müptelası yapsın siyaset. Çözüm isteyen, istismar edilmek istiyordur çünkü. Size de iyi gelecektir; sömürmeye de sömürülmeye de razı olun. Siyaseti de istismarı da yücelterek başlayabilirsiniz.
GAZETESİ
ERHAN BAŞYURT
Güzel şeyleri görememek
Türkiye birçok alanda dünyanın takdirini kazanan güzel gelişmelere sahne oluyor.
Ancak içerideki kısır çekişmeler ve medyanın tarafsız davranamaması ya da yazanlann "yandaş" diye yaftalanması nedeniyle çoğunlukla gözlerden kaçıyor. Dünyanın en etkin dergilerinden The Economist son sayısında Türkiye'yi kapak konusu yaptı.
"Türkiye şu an G-20 olarak bilinen büyük ekonomiler kulübünün üyesi. BM Güvenlik Konseyi'nin geçici koltuklarından birinde oturuyor. Yükselmekte olan ekonomiler BRIC (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin'in İngilizce baş harflerinden oluşuyor) kulübünün kapısını çalıyor. Bir kısım uzmanlar önümüzdeki 10 yılda Hindistan ve Çiriden daha hızlı kalkınacağını ileri sürüyor. Bir kısmı da 2050'ye kadar en büyük ekonomiye sahip 10'uncu ülke haline geleceğini öngörüyor" eliyor. Dışarıdan tarafsız bir gözün bu tespitleri yapmış olması şüphesiz çok önemli. The Economist yakalanan göz kamaşına bu yükselişin nedenlerini de masaya yatırıyor. Türkiye'de nüfusun yaş ortalaması 29. Avrupa Birliği'nde ise 40. Yani toplumsal bir dinamizm var. 1990'da ihracatımızın yüzde 15'i orta veya ileri teknoloji ürünleriyken bugün bu rakam yüzde 40'a yükselmiş durumda.
Gıpta uyandıran bu kalkınmada AK Parti'nin rolünü de dergi inkâr etmiyor.
Arka arkaya tek parti iktidarının olması ve başarılı ekonomi poütikalan önem arz ediyor.
2001 krizinin ardından IMF ile ekonominin disipline edilmesi ve AB reform sürecinin de başlamış olması, son 10 yıldaki istikrarlı büyümeyi besleyen unsurlar olarak öne çıkıyor.
Sadece The Economist değil IMF Başkam Strauss Kahn da Türk ekonomisindeki büyümeyi takdir ediyor. AB'nin boşaltacağı İcra Direktörleri Kurulundaki iki koltuktan birisine Türkiye'nin gelmesinin makul olacağını dile getiriyor. Kahn, IMF ile mali kuralın uygulanmamasına da atıfta bulunuyor ve başarının sırrını gösteriyor: "Ama şunu söyleyeyim ki; hükümet sanki mali kural varmış gibi doğru davranıyor'.' Türkiye, ekonomisinin güçlenmesine paralel dış politikada da daha etkin bir rol üstleniyor.
fen son NATO Başkan Yardımcısı olarak Hüseyin Diriöz'ün atanması buna güzel bir örnek.
Yunanistan'a, Ermenistaria ve Suriye ile ablan uzlaşma adımlan da bu özgüvenin birer yansıması aslında. Kamuoyunda bu değişimlerin hak ettiği gibi algılanamamasının nedeni, halen Türkiye'de kronik sorunların bir kısmının aşılamamış olması. Onlar üzerinden yıllardır sürdürülen içi boş tartışmalar. Başörtüsü, Alevilik ve Kürt meselesinde olduğu gibi...
Bu konulardaki kısır çatışmalar, Türkiye'nin birçok alanda daha hızlı hamleler yapmak için harcayacağı enerjinin israfına neden oluyor. Türkiye'nin geleceğin dünyasını inşa etmekte oynayacağı olumlu rolün algılanmasına ve belki sağlıklı şekilde üzerinde tartışılmasına da engel oluyor. Sonuç olarak, Türkiye'de güzel şeyler de oluyor. Bizler görmezden gelsek de bütün dünya görüyor...
GAZETESİ
MEHMET ALİ BİRAND
“Eksen kaydırın, ancak abartmayın”
Geçen günlerde, Avrupa Birliği ve ABD’nin Türkiye’deki değişimle ilgili mesajlarının verildiği üç ayrı toplantıya katıldım. Washington’dan gelen haberler kötü. AB, daha anlayışlı davranıyor. Davutoğlu ise, “bize ders vermeyin” diyor.Geçen hafta, Amerika ve Avrupa'nın nabzını yokladım.Arka arkaya, Avrupa politikasını elinde tutan önemli liderlerle buluşabildim. Kimiyle (Alman Cumhurbaşkanı Wulff, eski Fransız Başbakanı Juppe) yemek yedim, kimiyle (Belçika Dışişleri Bakanı Vanackere, İngiltere Avrupa İşleri Bakanı Lidington ve AB Komisyonu Komiseri Fule) Boğaziçi Konferansı'nda bir araya geldim.Amerika’nın nabzını da TÜSİAD’da tuttum. TÜSİAD'da hafta içinde, Washington’a gidip Obama yönetimiyle temaslar yapan üyelerini ve akademisyenleri topladı ve Türkiye’nin oradan nasıl göründüğü konuşuldu. Bilgi dolu bir toplantıydı.Aynı günlerde, İngiliz Economist dergisinin son sayısı yayınlanmıştı. 14 sayfalık, özel Türkiye ekinin başlığı: Türkiye batıya sırtını mı dönüyor? idi.Anlayacağınız, her tartışma şu iki soru etrafında döndü:
1. Türk Dış politikasında bir eksen kayması görüyor musunuz? Görüyorsanız, bu durum sizi rahatsız ediyor mu?
2. Türkiye’nin Avrupa’ya yürüyüşünü engelleyen en önemli unsur nedir?
Çok ayrıntıya girmeden, ana hatlarıyla aldığım yanıtları özetlemeye çalışacağım.Genelde, Avrupalıların “eksen kayması” konusuna bakışları çok anlayışlı. Örneğin, İngiliz Bakan “Dünya değişiyor, sizde değişiyorsunuz. Dış politikadaki değişiklikleri de doğal karşılamak gerekir” derken, şu açıyı getirmesi ilginçti: “Türkiye’nin dış politikasının medya koşullarına göre değişmesi, AB açısından bir avantajdır.”İngiliz bakanın bu çok nazik yaklaşımı, Economist dergisinin ekinde yoktu. Satır aralarında, Türkiye’nin geleneksel politikalardan uzaklaştığının altı çiziliyor, bunun kötü birşey olmadığı belirtiliyor, ancak önemli bir uyarıda bulunuluyor: “Fazla abartmayın...”Belçika Dışişleri Bakanı Vanackere ise, bence AB başkentlerindeki genel havayı çok iyi yansıttı: “... Dünyada özel ve hiç değişmeyen politikalar yoktur. Gerçekçi olalım. Türkiye de bizim gibi, farklı ilişkiler kurabilir. Etrafına360 derece bakabilir... Ancak, Türkler –eğer köprü olduklarını ileri sürüyorlarsa- bizim görüşlerimizi de değerlendirmelidir...”AB komisyonu üyesi Fulle de “Türkiye THY’dan daha hızla genişliyor. Önemli olan bunun kontrollü gitmesidir” dedi.Özetle, Avrupa, Türk dış politikasından rahatsız değil, ancak kuşkulu... Değişimin nerede duracağını merak ediyorlar...İkinci tartışma konusu olan “Gerçek engel nedir?” sorusunun yanıtlarını şöyle özetleyebilirim:
1. Türkiye’nin tam üyeliğini kamuoyundaki kuşku ve kaygılar engelliyor. Hükümetler de zayıf olduğundan dolayı, kamuoyu etkisi altında kalıyorlar. Avrupa'daki lider eksikliği durumu güçleştiriyor.
2. AB kamuoyunu iki unsur korkutuyor. Ne ekonomi, ne insan hakları, ne de başka bir konu. Korkunun biri, yeni bir genişleme, diğeri ise İslam. Kıbrıs sorunu da, kamuoyunu tatmin edip, Türkiye müzakerelerini uzatabilmek için, hükümetler tarafından teknik bir engel olarak kullanılıyor.
3. Avrupa halkı AB’nin bir daha genişlemesini istemiyor. Hele Türkiye gibi büyük ve müslüman bir ülkeyle genişlemesi hiç bir şekilde istenmiyor. Avrupa hazır olmadıkça da Türkiye ile ilişkiler bu şekilde devam edecektir. Birgün gelecek ve bu hava dağılacaktır. Sabır göstermek gerekir.
GAZETESİ
MEHMET ÇETİNGÜLEÇ
CHP kimlere ulaşmalı?
CHP arayış içerisinde. Aydınlar, sanatçılar, gazetecilerle buluşuyor. Bugüne kadar izlediği politikayı sorgulayarak değiştirmek istiyor. Ama ne zaman cesaret gösterisinde bulunması gerekse... Statükoya yenik düşüyor.Genel Başkan Kılıçdaroğlu partiyi yenileme ihtiyacının farkında. Ama "türban" diyor. Sesi partinin iç duvarlarına yansıyıp kendisine dönüyor.
"Dağdakiler silahı bırakıp insin. Af çıksın" diyor. "Cıss" diyorlar. Oysa "türban-başörtüsü" en az 30 yıldır Türkiye'nin tartıştığı ve artık çözmesi gereken bir sorun. Diğeri ise kanayan yara. İkisinin de çözülmesi zorunlu. Ama ikisi de "cesaret" istiyor…CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran partinin ilkelerini sembolize eden altı oku güncel hale getirmek gerektiğini söylüyor. CHP yönetimine görüşlerini yüz yüze ileten sosyolog Dr. Muhammed Çakmak ise "duvarları törenle yıkın. Halk CHP'ye dokunsun" diyor. Peki CHP yönetimi neyi tartışıyor: 29 Ekim resepsiyonuna gidelim mi, gitmeyelim mi? Oysa bu sorunun yanıtı, toplumun geniş kesimlerinde sadece basit bir merak uyandırıyor. Heyecan değil. Bu tavır CHP'ye dönük umutları da büyütmüyor. Aslında Dr. Muhammed Çakmak'in sözlerini tersinden okumak gerekir: CHP halka dokunmak. Yoksa Çankaya'ya çıkmış ya da çıkmamış...
Böyle hareketlerin kitleleri etkileyecek boyutu yoktur. Peki CHP halkın ne kadarına dokunabiliyor. Halkın tamamına dokunmadan oyunu artırması mümkün mü?
CHP yönetiminin yanıtlaması gereken başka sorular da var: Sadece şimdiye kadar CHP'ye oy veren kitlenin desteğini koruyarak iktidara ulaşmak mümkün mü? CHP; başını örtenlere, AK Parti'ye oy verenlere, cemaatlere mensup olanlara, Güneydoğu'ya ulaşmadan iktidara ulaşabilir mi? CHP'nin kemikleşmiş oy oranı ortada. Bu oranla iktidarı yakalamak mümkün değil. Demek ki, başka sahalara açılmak gerekiyor. Başka insanlara. Şimdiye kadar reddedilen, göz ardı edilen, "bizden değil" diye hedef kitle arasına alınmayanlara. Çünkü siyaset "kazanma" sanatıdır. Kendi kitlenizi değil. Başkalarını kazanma...
DIŞ BASIN ÖZETLERİ
FRANKFURTER RUNDSCHAU:YEREL GÜÇ OLMA YOLUNDA
22 Ekim 2010 Gerd Höhler
Türkiye Ekonomik Olarak Güçlü ve Kendinden Emin Bir Ülke Hâline Geldi. Ülke Batı ile Doğu Arasında Bağlayıcı Bir Rol Üstlenmeye Başladı.Federal Cumhurbaşkanı Christian Wulff, başkent Ankara ve İstanbul'un yanı sıra Türkiye ziyaretinde Kayseri ve Adana gibi şehirlere de uğradı. Bu kentlerde son yıllarda muazzam bir ekonomik gelişme yaşandığı dikkat çekiyor. Türkiye'de yeni oluşan sosyal tabakayı 2002 yılından beri iktidarda bulunan İslami eğilimli muhafazakâr AK Parti temsil ediyor. AK Parti aynı zamanda ülkedeki demokratik reformların öncüsü olarak görülüyor. Alman Cumhurbaşkanı Wulff'un ziyaret ettiği Türkiye sadece ekonomik anlamda atakta bulunan değil, aynı zamanda dış siyasette de kendinden gayet emin olan bir ülke konumundadır. Türkiye 2002 yılından bu yana tarihindeki en istikrarlı siyasi ve ekonomik dönemi yaşıyor. Ülke ekonomik gelişmişlik bakımından dünya sıralamasında 17. sırada yer alıyor. En büyük ekonomiye sahip olma açısından Türkiye AB'ye şayet üye olsaydı 7. sırada olacaktı. 2010 yılı itibarıyla Türkiye ekonomisinde yüzde 8 civarında bir büyüme bekleniyor. Ekonomik gelişmenin yanı sıra Türkiye'nin son yıllarda bölgesindeki dış siyaset ile ilgili konularda öne çıktığı ve yerel güç olma yolunda olduğu dikat çekiyor. Türkiye'nin dış siyasette emansipasyon geçirmesinden Batı'daki bazı çevreler rahatsızlık duyuyorlar. Ülkenin özellikle enerji koridoru olma özelliği Avrupa için büyük bir önem arz ediyor. Acaba yeni Türkiye'nin yeri gerçekten Avrupa'da mıdır? Acaba Türkiye'ye Avrupa Birliği'nde yer var mıdır? Türkiye'nin son zamanlarda bazı Müslüman ülkelerle yakın ilişki içine girmesinden rahatsızlık duyuluyor ve ülkenin Batı'dan koptuğu şeklinde yorumlanıyor. Dışişleri Bakanı Davutoğlu bu görüşe katılmıyor ve Türkiye'nin Batı'da Avrupai Doğu'da ise oryantal olabileceğini düşünüyor.
FINANCIAL TIMES:YATIRIMCILAR TÜRKİYE'NİN BANKACILIK SEKTÖRÜNÜ CAZİP BULUYOR
22 Ekim 2010
Uluslararası gruplar 2005-2007 yılları arasındaki ekonomik büyüme döneminde Türkiye'nin bankacılık sektörüne girmek için yüksek bedeller ödedi fakat çoğu için ödedikleri paraya değdi.Yunanistan Ulusal Bankasının (NBG) 2006 yılında Finansbank'ı piyasa zirveye yakınken alması hayat kurtarıcıydı. NBG kendi pazarında zarar etse de, Türkiye'deki iştirakindeki büyüme 2010 yılının ilk yarısında kârını açıklamasını sağladı, şimdi bilançosunu yeniden yapılandırırken Finansbank hisselerinin bir kısmını halka arz ediyor.Türk bankaları 2001 yılındaki büyük krizin ardından radikal biçimde yeniden yapılandırıldı, geçen yılki ekonomik daralma boyunca sağlam sermaye desteği, zarar eden varlıklara maruz kalmama ve ülkenin karşılaştığı en düşük faizler sayesinde büyümeye devam ettiler.Sektörün istikrarı ve Türkiye'nin büyük iç pazarı sayesinde ekonomi bu yıl yüzde 7 büyüyecek, bu, büyük ülkeler arasında en güçlü iyileşmelerden biri.Türkiye'ye yaptıkları yatırımların grup kârlarını artıracağı ve sermaye düzenlemeleri ve Avrupa bölgesi ekonomilerinin sallantıdaki toparlanmalarıyla ilgili kaygılardan koruyacağı Batılı gruplardan Citigroup'un Akbank'ta yüzde 20 hissesi var, Fransız-Belçika Bankası Dexia daha küçük olan Denizbank'ı aldı ve İtalyan Unicredit Türkiyeli Koç Holding ile Yapı Kredi'de ortak.Türk altyapı anlaşmalarında büyüme isteklerini anlatmak için İstanbul'da bulunan, Unicredit'in Mali İşlerden Sorumlu Yöneticisi Vittorio Ogliengo, "Türkiye ile ilgili olarak Basel Kriterleri sorun değil." ifadelerini kullandı.General Electric'in Garanti Bankasındaki hisselerini satması hızlı nüfus artışı ve piyasaya girenlerin azlığının yüksek büyüme vaat ettiği bir pazara girmek konusunda BBVA için bulunmaz bir fırsat. İstanbul'daki BGC Partners'de bankacılık analisti olan Funda Afacan iç borçlanmaları GSMH'lerinin yüzde 100'ü olan Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında Türkiye'nin GSMH'sinin yüzde 20'sinin altında olan iç borçlanmasına dikkat çekti.Türkiye'nin bankacılık sektöründe fırsatlar çok seyrek. Regülatör yeni lisanslar çıkartabilecek de olsa, şube ağlarını hızla genişleten ana oyuncularla rekabet etmek zor olur. Çoğu yabancı banka var olan ortaklıklarına bağlı ve satılması beklenen tek büyük banka olan Halk Bank'ın daha ileri düzeyde özelleştirilmesi yakın bir zamanda olacak gibi gözükmüyor.
Afacan, "Garanti iyi bir marka, bankacılığın birçok alanında öncü oldu... Fakat, açıktır ki yönetimim kontrolünü paylaşmak istiyorlarsa Doğuş'tan almaları gerekli." diyor.Doğuş'un kontrolü vermekteki bariz isteksizliği, Türk banka sahipleri arasındaki, 2007'ye kadar olan süreçte alelacele pazara giren yabancı ortakların katkısıyla ilgili daha yaygın şüpheyi yansıtıyor.Bazı rahatsızlık belirtileri var. Koç Holding'in Başkanı Mustafa Koç bir yönetim kurulu toplantısında, "Yapı Kredi, yüzde 50 oranında ortak olan UniCredit'in düşük risk iştahından dolayı göreceli olarak dezavantajlı bir konumda." dediği söyleniyor.İstanbul'da bir analist Türk banka sahipleriyle yabancı ortakları arasında, örneğin Türkiye'nin büyük kayıtsız ekonomisinde küçük işletmelere borç verme veya Garanti'nin geçen yıl büyük kârlar elde ettiği, bono portföylerinin yönetimi konusunda, risk algılamasıyla ilgili farkların olduğunu, neredeyse Türkiye'deki bütün bankaların yabancı ortaklarından rahatsız olduğunu söyledi.
EL HALİC:AVRUPA, RUSYA VE TÜRKİYE...YENİ KÜRESEL GÜÇ
23 Ekim 2010 Saad Mehyo
Orta Doğu'nun bütünü (Türkiye hariç) krizde, zira bölgesel Arap sistemleri paramparça ve Amerika-İsrail bölgesel sistemi de güçlü bir şekilde sallanıyor. Aynı zamanda bölgenin güvenlik mimarisini yeniden oluşturmaya çalışan ancak başarısız olan ABD, yaşadığı zor ekonomik krizler nedeniyle güç konusunda açıklar yaşamakta ve tekelci uluslararası sistemini dayatamamakta.Bu koşullar altında ve Orta Doğu'nun, krizlerine kendi içinden çözüm bulması için ortaya attığımız soru meşru hâle gelecek. Bu soru, bölgede muhtemel Amerikan boşluğunu doldurmaya veya en azından yönetimi Washington ile paylaşmaya aday olabilecek uluslararası güçler hangileridir? Çin, Sudan'da, Afrika kıtasının geri kalanında ve bir damla petrolün bulunduğu her yerde Amerika ile şiddetli rekabet içinde olmasına rağmen henüz dünya güvenliğini koruma sorumluluğunu taşımaya hazır değil. Bu durum Japonya ve Hindistan için de geçerli. Geriye kim kaldı? Daha sonra büyük rol oynamak için aday gösterilecek üç taraf vardır. Bunlar, Avrupa Birliği, Rusya ve Türkiye'dir. Bu varsayımsal bir teori değil, tam tersinde somut gerçeklere dayalıdır. Almanya, Fransa ve Rusya'nın liderleri, 18 Ekim'de Fransa'nın sayfiye şehri Deauville kentinde bir zirve düzenledi. Bu zirvede Avrupa'nın, dünya güvenliği için yeni kavramları ele alındı. Bu zirve, Avrupa Konseyi Dış İlişkiler Komitesinin Avrupa'nın güvenliğiyle ilgili tehlikeli bir rapor yayımlamasından birkaç gün sonra gerçekleşti. Bu raporda özellikle de ABD'nin defalarca Avrupa'nın iç güvenliğiyle ilgilenmediğini belirtmesinden ve dünya güvenliği sisteminde yaşanan fonksiyonel bozukluktan sonra Avrupa güvenliğinin artık sadece NATO ve hatta AB'nin uzmanlık alanı içerisinde olmadığı belirtildi. Çünkü Washington, Gürcistan ve Kosova savaşlarını ve Kırgızistan'da son dönemlerde yaşanan istikrarsızlık durumunu ele almakta başarılı olamadı.
Bu nedenle (rapora göre) Avrupa'nın güvenliğinin yeniden yapılandırılmasına ciddi bir ihtiyaç vardır. Ancak nasıl? Amerika'nın kıtadaki boşluğunu dolduracak ve Avrupa'nın batı sınırlarından başlayan Karadeniz, Kafkasya, Balkanlar ve Doğu Avrupa'ya kadar uzanan geniş bir bölgede güvenlik istikrarını sağlayacak bir Avrupa-Rusya-Türkiye üçgeni oluşturarak.Böyle bir üçgenin oluşması durumunda -ki bunun oluşması stratejik, güvenlik ve hatta demografik (Avrupa'nın Türk ve Rus iş gücüne ihtiyaç duyduğundan) nedenlerden dolayı kesin görülüyor- petrol üretenler başta olmak üzere Arap ülkelerinin stratejik güvenlik sistemlerini kapsamlı bir şekilde gözden geçirmeleri gerekecek. Çünkü Amerika'nın Körfez'de ve Orta Doğu'nun diğer bölgelerindeki güvenlik sisteminde çatlaklar görülmeye başlandı. Bu yeni üçgen tabii ki hemen yarın doğmayacak, Amerika da ne yarın ne de birkaç yıl içerisinde Körfezi boşaltacak ve silah anlaşmalarından vazgeçecek. Ancak Arap ülkelerinin, Avrupa'nın yaptığı gibi geleceği düşünmesinde yarar var. Bunu düşünmeye hemen başlamaları lazım.